<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862</id><updated>2011-06-08T09:17:08.216+03:00</updated><title type='text'>Rüya Günlükleri</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>27</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-864624620965851732</id><published>2008-11-29T02:29:00.001+02:00</published><updated>2008-11-29T02:53:56.566+02:00</updated><title type='text'>İblis</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/STCNKRzj8wI/AAAAAAAAAGg/34GiDo9bgL0/s1600-h/14892Fallen_Angel_deviantID_by_so_close.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/STCNKRzj8wI/AAAAAAAAAGg/34GiDo9bgL0/s200/14892Fallen_Angel_deviantID_by_so_close.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/azize.html"&gt;Yüzüne doğru bir ışık iniyordu şimdi. Gelen şey bir başka güneş ışığı mıydı yoksa hayatını aydınlatmasını umduğu yaşamın ışığı mıydı? Bilmiyordu.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla uzun vakit geçmemişti ki kimin geldiğini anladı çocuk, beyazlar içerisinde bıraktığı gelmişti... ama neden bu an gelmişti ve buraya geleceği yolu nereden biliyordu. Döndü "E-evet?" dedi korkarak çocuk, "Sana son bir elvedam olacak." dedi beyazlar içerisindeki "Elveda mı? Neden?" diye cevapladı çocuk, "Belki anlatsam da anlamayacağın kadar zor bir cevap, belki de anlatmadan anlayacağın kadar basit bir cevap." dedi, çocuk alınganlıkla karşıladı, biraz yüzü kızardı. "Pekâlâ." dedi, beyazlar içerisindekine yaklaştı, eli ile belinden tuttu öncelikle, sonra sıkıca sarıp onu kucakladı bir an için bir defa daha kucaklayıp kucaklamamak konusunda tereddüt etti. Bıraktı. Gözlerini kapadı ve hiçbirşey söylemeden yere oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç dakikanın sonunda olan herşeyi aklından silmişti bile, renksiz kalemini alıp onunla ilgili herşeyi renksizlikle boyamıştı. Geriye hiçbirşey kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini açtığında beyazlar içerisindeki de uzaklaşmıştı, zaten artık varlığını hatırlamıyordu bile. Köprüye doğru döndü tekrar, adımlarını saymaya başladı... bir... iki... üç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer tarafa geçmesi tahmin ettiğinden uzun sürmüştü, korkudan diğer ucu görmesini umduğu yöne doğru bakmak dışında birşey yapamamıştı. Ne kadar zaman aldığını bile bilmediği bir sürenin sonunda nihayet diğer ucu görmüştü. Biraz daha yürüdükten sonra köprünün diğer ucuna vardı. Diğer uçta meleği görmeyi umuyordu ama hiçbirşey yoktu, etrafına baktı, peri tozlarını aradı onu bulmak için. Peri tozlarından da eser yoktu, etrafı iyice kolaçan ettikten sonra birkaç adım atacaktı ki beklediği ses onu çağırıyordu. "Beni burada bırakıp mı gidiyorsun yoksa?" dedi melek, utandı çocuk yine, "Hayır elbette ki." dedi, o tarafa döndü melek ona doğru yaklaşıyordu, Melek iyice yaklaştığında "Neden peri tozları yok artık?" dedi çocuk, melek birkaç saniye durakladıktan sonra, "Senin iyiliğin için." dedi, çocuk şaşkın bir ifade ile "Anlamıyorum, nasıl yani? Hani sonsuza kadardı?" dedi, "Sonsuzluğu ifade etmesi için duygular yerine kelimeleri seçmek büyük bir hata olmuştu." diye cevapladı melek. Çocuğun bir kelime daha etmesine izin vermeden arkasını döndü ve gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk ağladı, günler boyunca, haftalar boyunca, aylar boyunca, kıpırdamadan ağladı, etrafına bakmadan ağladı, artık gözlerinden sadece göz yaşları değil anıları da akıyordu, dışarı taşıyordu hepsi birer birer. Çocuk bakamadan, çocuk göremeden çok uzaklara gidiyorlardı. Dönüp arkalarına bile bakmadan kaçıyordu bütün anılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk sessizleşti. Etrafa saçılmış duygularından biraz hüzün, biraz mutluluk, biraz da varlık aldı. Vücudunun gelişigüzel noktalarına yapıştırdı, elinde kalanlarla yoluna devam etmeye karar vermişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz zor olsa da ayağa kalktı, tek düşüncesi alabildiğine uzaklaşmaktandı buradan ama bir anda ani bir hareketle hemen arkasında duran köprüyü tutan ipleri kesti, yokluğun içerisinde kayboluşunu garip bir hazla izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaklardan bir ses çalınıyordu kulağına, bir müzik sesi gibi birşey. Biraz yoğunlaşıp konsantre olduktan sonra sesin geldiği yönü yakalayabildi. Ses olduğuna göre insanlar da olmalıydı, insan olduğuna göre yaşam da olmalıydı. Yaşama ihtiyacı vardı. O yöne doğru yürümeye başladı. Karşısında hiçliği görmeyi umarak.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaklardan bir ses çocuğun kendi adını kulağına çaldı, çocuk bunu net bir şekilde duymuş olmasına rağmen o yöne bakmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hızlı adımlarla yürürken "Bir daha asla." diyordu çocuk, "Bir daha asla.".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-864624620965851732?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/864624620965851732/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=864624620965851732' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/864624620965851732'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/864624620965851732'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/11/iblis.html' title='İblis'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/STCNKRzj8wI/AAAAAAAAAGg/34GiDo9bgL0/s72-c/14892Fallen_Angel_deviantID_by_so_close.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-1898748515053091171</id><published>2008-08-07T00:16:00.004+03:00</published><updated>2008-08-07T01:08:00.167+03:00</updated><title type='text'>En az.</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Hayatında hiç üzülmemiş bir adam vardı hiçbir yerde yaşayan. Hiçlikte doğmuş olan ve hiçliğe gidecek olan. Hiçbirşeyi kafaya takmaz, herşeyi geçiştirebilirdi kendince birkaç basit savunma cümlesi ile. Üzülmezdi asla, neden bulamazdı kendisine üzülmek için. Bu garip hali onun etrafında bir ün salmasına bile neden olmuştu zamanla. Herkes merak ederdi onun nasıl diğer insanlar gibi üzülme duygusundan uzak olduğunu, kimse de anlamazdı. Zaten sorsalardı da anlatamazdı ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün çok uzak diyalardan bir haber almış kendisi için, diyordu ki haberi getirenler. Bir bilge yaşarmış köyün birinde, her kim olursa olsun, ne kadar zengin ne kadar başarılı, ne kadar haklı olursa olsun ağlatır gönderirmiş evinden her evine gideni. Kimse o evden ağlamadan çıkmamışmış bu güne kadar, kimse de bir tek laf etmemiş bilgeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak etmiş genç adam herkesi bu kadar üzebilen şeyin ne olduğunu, o da kendi yüzündeki anlamsız ifadeyi silebilmek için en azından bir damla göz yaşı dökebilmek istermiş çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yola koyulmuş kısa zamanda, karlı topraklardan geçip sıcak denizleri aşmış neredeyse dünyanın öteki ucundaki bilgeyi bulabilmek için. Yola çıktıktan neredeyse birkaç ay sonra doğru yanlış bilgilerle bulmayı başarmış en sonunda. Bilgenin yanına gittiğinde kapısının önünde o kadar uzun sıra varmış ki neredeyse bitmeyecek kadar çok görünmüş bir anda gözüne. Sabırla beklemeye koyulmuş sırasının ona geleceği anı. Yalnız bilgenin bir isteği varmış gelenlerle ilgili, kimse davetine dostuyla ya da bir arkadaşıyla giremez her zaman davetine aynı anda bir kişiyi kabul edermiş. Pek takmamış genç adam bunu çünkü bunca yolu da yalnız geldiği için zaten onun için sorun teşkil etmemiş. Zamanla kapıdan çıkanlar ilişmiş gözüne genç adamın, her çıkan kapıdan yüzünde mutluluk dolu bir ifade ile çıkıp birkaç saniye sonra ağlamaya başlıyormuş. Bunu her gören insan da önce bir an bu sefer birinin ağlamadığını düşünüp birkaç saniye sonra yanıldıklarının farkına varmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse bir günü aşkın bir süre geçtikten sonra genç adama gelmiş sıra, ondan önce yüzlerce kişi olmasına rağmen hiçbiri diğer kapıdan bir damla göz yaşı dökmeden çıkmamış, genç adam o ana kadar bundan o kadar hoşnut kalmış ki, belki de benim hastalığımın cevabı bu demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç dakika sonra bilgenin evinde elindeki büyükçe bir bardağı dolduran içkisini yudumlarken bilge sormuş, "Eee evlat, sen de mi aynı şey için buradasın?" demiş, genç adam cevaplamış, "Onlar ne için buradalardı ki?", "Birçoğu sadece merakından, diğerlerinin ise neden geldiğini bile bilmiyorum." demiş, genç adam bilgeye bakıp, "Yani sen onlara hiçbirşey yapmadan mı bu hale gelmelerini sağlıyorsun?" demiş suratında şaşkınlık dolu bir ifadeyle elindeki içkinin son damlalarını yudumlarken. "Evet." demiş bilge, biraz duraksadıktan sonra "Senin de gitme vaktin geldi, daha ağırlayacağım çok konuk var." demiş. Genç adam bu kadar bekledikten sonra bütün bunların olmasına büyük şaşkınlık duyarak ve olmasını istediği şeyin olmamasından dolayı. "Ama, ama?!" diyecek olmuş, bilge cevap vermemiş. Eline bir kağıt parçası alıp bir yazı yazmış ve "İstediğin şey burada, gidebilirsin. Fakat kağıdı lütfen kapının önüne çıkmadan okuma." demiş. Genç adam yüzünde mutluluk kaplı hazın bir ifade ile kapının önüne çıkmış. Bir hışımla kağıdı açmış, üzerindeki yazıyı okumuş. Birkaç saniye sonra genç adam hem çok büyük kahkahalar atıp hem de derin gözyaşları içerisinde ağlamaya başlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Onlarca yıl sonra yaşlı bilge ölürken son anda dilinin ucundan dökülmüş kağıtta yazanlar. Diyormuş ki, "Sen de yalnız öleceksin diğerleri gibi." aslında asıl üzen şey bu değilmiş, kağıdın arkasını çevirenler görüyormuş ki "...ama şu an çok daha yalnızsın." yazdığını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genç adamın ise bu derece kahkaha atmasına neden olan şeyi kimse anlamamış. Kimse de gidip soracak cesareti bulamamış, ta ki o da ölene kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Genç adamın dilinin ucundan birkaç kelime düşmüş cevap olarak.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;"Öldüğüm yerde yalnız olmayacağım ama."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-1898748515053091171?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/1898748515053091171/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=1898748515053091171' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/1898748515053091171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/1898748515053091171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/08/en-az.html' title='En az.'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-4478014060477943955</id><published>2008-07-16T09:02:00.003+03:00</published><updated>2008-07-16T09:18:02.328+03:00</updated><title type='text'>Zamanla Yaşam Arasında</title><content type='html'>Az önce köpeğimle oynarken, köpeğimi sevmeme rağmen sevgimin ona ait olmadığını keşfettim. Sevgim ondan kaynaklanmıyor. Seni sevdiğim için seviyorum onu, sana deliler gibi aşık olduğum için, bana senin köpeğini, senin evini, kokunu, gülüşünü, sıcaklığını hatırlattığı için seviyorum. Canım nasıl yanıyor bilemezsin. Perdeleri kapatıyorum sen yokken, güneş ışığı içeri girmesin, zaman bensiz akıp gitsin diye. Varolmak istemiyorum sen yanımda değilken. Hiçbir şey varolsun istemiyorum. Baktığımda gözlerini göremeyeceksem olmak istemiyorum ben. Senin kokun olmadan uyanamayacaksam, uyandığım yer senin kolların olmayacaksa uyanmak istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen yokken sevmiyorum dünyayı, sen varken her şey çok güzel. İstemiyorum sensiz hiçbir şey. Hiçbir şey zevk vermiyor bana. Nefret kusuyorum, herkese, her şeye. Öpmek istiyorum yine doyasıya. Yanına tekrar geleceğimi elbette ki biliyorum. Bu sayede yaşıyorum zaten ama, canımın yanmasını engellemiyor bu. Çığlık atmak istiyorum, sıkıyorum dişimi. Oyalanıyorum bir şeylerle. Dişlerimi gıcırdatıyorum oyalanırken, kendime sabır dileyerek. Senden gelecek bir tek mesaja bakıyor mutluluğum, sesini bir saniye olsun duymaya belki. Gözyaşları gelip tıkanıyor genzime, aşındırıyor yavaşça benliğimi, en son kalbime dökülüp oyuklar oluşturuyor, çağlayan misali. Yeter demek istiyorum. Yeter artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben giderken arkamdan uzandın ya, tutup sarılmak istedim, gitmemek istedim. "Bırakma beni." dedim, "Gönderme, gitmeme izin verme.". Gitmek zorundaydım ama, ikimiz de farkındaydık bunun. Kendimi seninle bırakıp geldim ben. Yaşayan parçam orda. Ruhum orda. Ben burda yaşamıyorum. Zamanla yaşamın arasında bi yerde sıkıştım. Zamana bağlıyım, ancak yaşam bana dokunmuyor. Uyanmanı bekliyorum en azından yaşam kıvılcımımı hissedebilmek için. Sesini duymak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok özledim... Ölesiye özledim. Kaldıramıyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-4478014060477943955?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/4478014060477943955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=4478014060477943955' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/4478014060477943955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/4478014060477943955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/07/az-nce-kpeimle-oynarken-kpeimi-sevmeme.html' title='Zamanla Yaşam Arasında'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-2044929248025455739</id><published>2008-07-11T18:34:00.004+03:00</published><updated>2008-07-11T20:02:39.059+03:00</updated><title type='text'>zerre</title><content type='html'>on iki elli sekiz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hava mı soğuk, ellerim mi üşüyor bilemiyorum. biraz yorgunum ama, üzerimde fena bir ağırlık var. eve az bir yolum kaldı, kaç gündür dışarıdayım ben bile bilmiyorum. kanımdaki alkolden olacak buraya kadar nasıl geldiğimi bile pek hatırladığımı söyleyemem. şimdilik tek dileğim inmem gereken duraktan önce uyuyakalmamak. inanılmaz bir uyku bastırdı bedenime. direniyorum ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son zamanlarda pek çok şey oldu canımı sıkan, neyse ki bazı şeyleri kaale almamayı kolayca becerebiliyorum da yaşamıma devam edebiliyorum. ah!- başım pek iyi değil gibi, denge denilen şeyi kaybettim sanırım. neyse sabah olunca geçer. kalbimde bir sıkışıklık var ama o kadar şeyden sonra normal olduğunu düşüyorum. yatak! yatağımı bulmam lazım en kısa süre içerisinde, bana bütün herşeyi unutturan, hemen ucundaki pencereden her gece gökyüzünü ve yıldızları seyrettiren huzur bulduğum tek yer; yatağım, uyku, rüyalarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok mu çok yorgunum, zaten geçmeyen bir yorgunluk vardı üzerimde, bir de bununla tam oldu... sızmışım bile... uyuyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hmm...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şaşırmadım, hiçbir işim olmamasına rağmen, bu yorgunluğa rağmen yine de gecenin bir köründe yatıp erken bir saatte kalkmak bana pek de uzak birşey değil... saat tam olarak onu dört geçiyor, o koca günün ardından toplamda altı saatten biraz uzun bir uykuyu uygun görmüş bedenim, başım ağrıyor hala. beklenmedik birşey değildi ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat on yirmibir; yataktan kalktım, elimi yüzümü yıkadım, bir iki ağrı kesici aldım... yorgunluk var hala üzerimde... arkadaşlarım birşeyler yazmışlar, mesaj gelmiş... hmm, birçok mesaj var burada... ilk mesaj o'ndan; çok fazla birşey yazmamış yine, ama üzgün olduğunu belirten şeyler var... ilginçtir, hoşuma gitti... pek söyleyebilecek birşeyim yok... hmm bakalım bakalım... sevdiğim arkadaşlarımdan birisi, "takma kafana, bunlar gündelik şeyler, olur, gelir, geçer ve gider... hem biz hâlâ buradayız." diyor, haklı. böyle şeyler insana yaşadığını, bir robottan farklı olduğunu gösteriyor. dostlarım, dostluğumuzun gerçekliğine son derece saygı duyduğum dostlarım. hmm bitmemiş... aah, bu insandan nedensizce birşeyler söylemesini pek beklemiyordum ama, özlediğini söylemiş... görüşmek istediğini yazmış... hâlâ "falan" yazarken sadece üç harf kullanmaya devam ediyor... uyuz olduğumu söyleyemem bunu yapmasına, aksine garip bir şekilde onunla bağdaştırdığım şeylerden biri oldu bu. sevindim buna aslında, görüşmeyi elbette ki istiyorum. başka bir tane daha, eh yine yollar göründü gibi bana... kaç gündür yaptığımız serserilik yetmemiş gibi yine birisi çağırmış beni bir yerlere... o değil de ben uzun zamandır böyle basit telefon mesajları ile mutlu olan bir insan değildim. garip oldum şimdi. hoş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saate bakıyorum; on kırkyedi, her zaman çok sessiz olan ev bu gün biraz gürültülü... yeğenimin sesini duyuyorum, adı benimkiyle pek bir uyumlu olduğu ve tatlı yanaklara sahip olduğu için sevdiğim yeğenim... tuğra... canım benim... ablamlar beni ziyaret etmişler herhalde... bir adım, iki adım daha. ailem de gelmiş... babamı pek görmek istemiyorum aslında, pek tatlı olmuyor konuşmalarımız son zamanlarda, zorunda kalmadıkça da konuşmuyoruz zaten. ama ilginçtir ki annem de babam da yüzlerinde dolu dolu gülücükle karşıladılar beni, anlamadım bu sefer, gerçekten anlamadım. annem salona çağırdı, üstüm başım pek bir paspal olduğu için girmekte tereddüt ettim ama ailemden çekinecek değilim. annem gözlerinin içi parıldar bir şekilde, artık bütün hastane yolculuklarının bittiğini ve sadece bazı kalıcı hastalıklar için bir ya da iki ilacı nadiren alması gerektiğini söyledi, hayatımda aldığım en iyi haberlerden biri oldu bu. canım annem. babam birşeyler söylemedi ama söyleyecek gibi bakıyor, yüzüne bakıyorum onu dinlediğimi belirtir bir ifadeyle, zaten elinde birtakım belge gibi birşeyler tutuyor. var birşey, orası kesin yani. banka borcumuzu kapattık, üstelik evi de satmak zorunda kalmadık. ayrıca artık sıkıntılarımız da sona erdi dedi ama pek inandırıcı gelmedi, yok yok... dalga da geçiyor olamaz bu kadar mutlu ve ciddi bir ifadeyle bakarken yüzüme... elindeki belgeleri istedim ama üzerinde ne yazıyor ben de merak ediyorum. vay. annemle ortak oynadıkları bi loto kuponundan büyük ikramiye çıkmış, inanmadım bi an için ama... olmuş... ne diyeyim bir günde aldığım ikinci sevindirici haber. hmm... cebimde para yok aslında, arkadaşlarımın yanına da gitmem gerekiyor... bütün hayatım boyunca pek sık yapmadığım birşeyi  yapmak için derin bir nefes aldım ama ilk defa el ele tutuşacak aşıklar gibi kalbim çarpıyor, saçma evet biliyorum ama bir anda kelimeler dilimin ucunda bitiveriyor, "baba, arkadaşlarımın yanına gideceğim. paran varsa biraz para verir misin? beni biliyorsun zaten pek harcamam..." babam yüzünde büyük bir gülümsemeyle bana bakıp, "tabi ki..." diyor... pek mutlu olan bir insan değilim böyle durumlarda ama bu kelime beni öylesine mutlu etti ki, anlatamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat onbir yirmidört, hızlıca hazırlanmam ve çıkmam lazım... bakalım bakalım... temizim, banyoya ihtiyacım yok... kıyafetlerim, kıyafetlerim hazır... saçımı başımı zaten taramıştım... annemin yanağından öpüp hızlıca yola koyuluyorum... zaten durak uzak değil, bir de geç gelen otobüsler olmasa diyecektim ki bir tanesi ben durağa gelir gelmez yanaştı... eh, şanslı günümdeyim bu gün... onu anladım... yolda pek trafik yok, hoş... kısa sürede arkadaşlarımın yanında olacağım sanırım... on iki buçukta buluşma kararı almıştık, geç gitmeyi sevmem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;veee saat tam olarak on iki, erken geldim... bakalım cebimde ne kadar para var, babamdan alırken saymadım ama burada bayağı birşey var gibi. pek alışveriş yapmayı seven birisi olmasam da uzun süredir aynı şeyleri giyiyorum, yeni birşeyler almak hoşuma gidecek sanırım bu sefer... hooop, soldan ilk işyeri... pek kötü bir yere benzemiyor, en azından etiketler de gözümü korkutmuyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat on iki yirmibir, vay be... basit birkaç kıyafet alarak görüntümü bir hayli değiştirmeyi başardım, hem yakıştı gibi de... sevdim bunu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat tam olarak on iki buçuk, herkes burada... ben de buradayım... bu gün ne yaparız bilmiyorum ama arkadaşlarımın yanında olmak, onlara destek vermek ve onların desteğini almak hoşuma gidiyor. yüzüm gülüyor en azından onların yanında, çoktan başladık bile geyiğe... zaten mutlu olmak için birbirimizin muhabbetinden çok daha fazlasına ihtiyaç duyan insanlar değiliz... her zaman takıldığımız yere gidiyoruz... yine aynı yüzleri görüp, yine orada olduklarına seviniyoruz... ama beni bu ortamda ekstradan mutlu eden birşey daha var, inanamasam da orada olduğuna kolayca yemin edebileceğim birisi... çocukluk aşkım... en azından sekiz seneyi beraber paylaştık okulda ve ben daha okula kaydolurken onu gördüğüm günden bu güne kadar hislerim konusunda en küçük bir değişiklik yaşamamışım... hâlâ güzel görünüyor gözlerime... bu gün bu kelimeyi çok söyledim ama "vay be." hala çok güzel. kısa saçları, çekingen gülüşü, ince ve bakımlı parmakları, beyaz ile buğday rengi arasındaki hoş ten rengi... herşeyiyle hem de... sanırım bitmemiş birşeyler var... kitap okuyor... durumu fırsat bilip hemen karşısına oturuyorum ve farkettiğinde yüzündeki şaşkınlık ifadesini izlemek için bekliyorum sabırsızca. ehe, farketti... ve evet çok şaşırdı, kitabı bırakıp bana sıkıca sarıldı, doğrusu böylesine bir sevgi gösterisini beklemiyordum... gözlerinin içine bakıyorum, gözlerimin içine bakıyor... hızlı hızlı birşeyler anlatıyor, bir okulundan, bir yaşamından, bir geçmişten bahsediyor... hepsi de dolu dolu şeyler... vay be, onu böylesine konuşurken görmek bile bu kadar güzel... duraksadı... ve elimde bir sıcaklık hissediyorum ama umarım düşündüğüm şey değildir, çünkü şimdiden kalbim küt küt atmaya başladı... korkakça gözlerinin içine baktım ama umarım yanlış yapmadım... birinci adımı söyledi... ilginç, beni hep ikinci adımla tanırlardı okulumda, ilk günün heyecanıyla adın ne diye sorulduğunda kendime ilk adımı yakıştıramayıp ikinci adımı söyleyivermiştim. öyle şeyler işte... neyse... gözlerimin içine bakıyor... dilinin ucundan birşeyler dökülecek gibi.... yüzüne bakıyorum, gözlerinini içine, gözünün üzerine az da olsa düşen saçlarına, kelimeleri bir iki saniye sonra dökmesini umduğum pembe renginin en güzel tonlarından birini almış dudaklarına... kalbim duracak sanırım... birkaç hafif kelime döküldü dudaklarının arasından, "benimle gel, gidiyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;saat on iki elli sekiz; gürültüyle öten cihazın sesini duymamak için tek bir tuşa basıp kapadı doktor... üzerindeki ekstra birkaç malzemeyi çıkarıp masanın üzerine koydu... kapıdan dışarıya doğru adımlarını saymaya başladı... "hastanın yakını kimdi?" diye seslendi, kırk- kırk beş yaşlarında bir kadın hızlıca ayağa kalkıp doktora doğru yöneldi... on iki saat komadan sonra iyi olduğunu duymak istiyordu çocuğunun... doktor dilinin ucundan her seferinde zorla çıkan o birkaç kelimeyi sıkılarak da olsa söyledi... kadının feryat dolu çığlıklarını duymamak için odaya geri girdi... masanın çekmecelerinden birinde bulunan ve olabildiğince az ihtiyaç duymasını istediği belgelerden birini aldı... sadece iki yeri doldurdu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tarihi ve saati : 04 / 07 / 2008 - 12:58&lt;br /&gt;ölüm nedeni : aşırı dozda alkole bağlı kalp krizi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-2044929248025455739?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/2044929248025455739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=2044929248025455739' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/2044929248025455739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/2044929248025455739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/07/zerre.html' title='zerre'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-7261312735787518804</id><published>2008-07-08T22:12:00.004+03:00</published><updated>2008-07-10T15:18:42.685+03:00</updated><title type='text'>Orda mısın?</title><content type='html'>Gerçekten orda mısın? Gözlerin benimkilerin taa en derinine bakarken, gördüğün şey gerçekten ben miyim, yoksa ne görmek istiyorsan onu mu görüyorsun? Sıcaklığın neden sürekli değişiyor? Bazen güneşim olurken bir diğer anda neden buz kesiyorum yanında? Yanlış giden bir şeyler mi var? Neden hissediyorum da dillendiremiyorum? "Bana bak." dediğimde ne demek istediğimi anlıyor musun? Ya da tek bakışından ciltler dolusu anlam çıkarabildiğimi? Tek bakışına dünyadaki bütün üzerine yazı yazılabilecek şeyleri kullanarak övgüler sıralayabileceğimi biliyor musun? Seni ne kadar sevdiğimi ya da? Öyle ki içimin parçalandığını, canımın gerçekten yandığını? Hem de iki şekilde de, fiziksel ve duygusal? Hissediyor musun kalbime sığmayıp onu paramparça ettiğini? Her dokunuşunda tuzla buz olduğumu, mazoşizmin doruklarına ulaşıp "Bırakma!" diye haykırmak istediğimi biliyor musun? Bedenimin ruhuma, ruhumun da senin sevgine dar geldiğinin farkında mısın? Ya yaptığın en ufak yanlışın beni defalarca öldürdüğünün? Nefesinin başka birine dokunmasının, kelimelerini başka birine sarfedişinin bende iç kanama yarattığının ya da? Evet, iç kanama... Çünkü kanadığımı sana gösterecek kadar cesur değilim, çünkü eğer kelimelerime kirli kan bulaşırsa, çıkaramayız onu bi daha. İçime kanıyorum ben de... Farkedecek misin peki? Söylediğim her kelimeyi gerçekten kastettiğimi bir gün anlayacak mısın? Gülüşünü başkalarından kıskandığımı biliyor musun? Başka birini aydınlattığında gülüşün, benim karanlığım olduğunu biliyor musun? Ve karanlıktan korktuğumu? Neden o gece çığlık atarak uyandığımı biliyor musun peki? Orda değildin ki... Bilemezsin. İstediğin kadar sarılmış ol bana... Orda değildin. "Hep orda ol." demiştim sana. Ve sen orda değildin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama orada olacaksın.. Biliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-7261312735787518804?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/7261312735787518804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=7261312735787518804' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/7261312735787518804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/7261312735787518804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/07/orda-msn.html' title='Orda mısın?'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-4973221007422106630</id><published>2008-06-28T07:54:00.002+03:00</published><updated>2008-06-28T08:17:06.167+03:00</updated><title type='text'>iki arada bir derede</title><content type='html'>Çocukluğumdan çok uzaktayım, farkedemedim belki ama büyüyorum. Sayısız şeyi kendimle götürürken sayısız şeyi de geride bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyalarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rüyalarımı bıraktım en çok arkamda, yarım kalmış rüyalarımı... Tabakta bırakılan artık yemekler gibi arkamdan ağlayamıyorlardı belki ama sürekli erteliyordum onları, en azından bittiği güne kadar onları götürüp bittiği gün kendimde bunu kendime itiraf edecek gücü buluyordum her seferinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçoğunu hatırlamıyorum bile artık; bazı yalanlar hayatımın bir parçası olurken, birçok gerçeklik ise zamanla uyuşmuş zihnimde gerçekliğini yitirmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilemiyorum, en azından bir tanesi benim olmuş olsaydı içimde bu kadar yanık izi ile dolaşıyor olur muydum? Belki de hep olmayı istediğim o insan olur muydum bu sefer eksiği kalmamş bir biçimde? Hayır. Şikayet ettiğimden değil, çok daha iyisi olabileceğini bildiğimden, yoksa çok memnun olduğum şeyler de yok değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım aynı yerimden en çok yara aldığım yer duygularım. Yaralandım, çünkü savunmasız bıraktım. Mutlu olmayı istedim. Sayısız kere. Başaramadım. İçinde ne kadarı bana ait hatalar barndırıyor bilemiyorum ama bittiğine göre hatalı olan yerlerin sayısı epey fazlaydı. Zaten sürekli de düşüncelerimle savaşıyordum bu konuda, bir yanım diyordu ki "Sen sadece bir vücut istiyorsun, daha fazlası değil. Bir ten, bir yüz, bir çift göz..." kulak asmıyordum belki ama kendimde onu gerçekten yalanlayacak gücü bulana kadar da tam bir yalan olduğunu iddaa edemeyecektim... Bazen de öylesine karmaşıklaşıyordu ki herşey "Sen, sen gözlerinin içine baktığında senin göz bebeklerini değil daha fazlasını görebilecek birini istiyorsun. Senin sorunun bu. Sen bu yüzden mutsuzsun." diyordu... Soyut kavramların somut olarak algılanması bu kadar zor olduğu sürece o da içinde gerçekliği barındıran başka bir yalan olmaktan öteye gidemeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin güzel yanı artık herşeyi hatıralayamıyor olmam, zamanın benden alıp götürdüğü şeyler arasında bu satırları bile yazarken beyin kıvrımlarım arasında zikreden birşeyler var. Anlık hafıza kayıpları... Büyük düşünce boşlukları... Bunlar gündelik yaşamımın gündelik parçalarından artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir, bir gün kendimi de hatırlamamaya başlarım... Herşeyin çözümü olur mu bilemem ama bu gidişatla en azından aradan birkaç şeyin çözümü olacak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sen misin? Hayatımı adadığım kişi sen misin? Seni sevdiğimi tekrar söylerdim ama çocukluğumdan çok uzaktayım, çok zaman geçti. Hem? Hem ayrılamışmıydık seninle?  Neden buradasın? Tekrar birşeyleri düzeltmek için mi? İhtiyacım yok, senin mutlu olduğunu bileyim yeterli. Elbette gidebilecek başka bir yolun var, benim de var. Hem şimdi, üzgünüm, rüyalarımdan birkaçını gerçekleştirmeye koyulamlıyım şu an.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dakika.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen kimsin?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-4973221007422106630?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/4973221007422106630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=4973221007422106630' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/4973221007422106630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/4973221007422106630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/iki-arada-bir-derede.html' title='iki arada bir derede'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-5546712376498998455</id><published>2008-06-28T07:52:00.000+03:00</published><updated>2008-06-28T07:53:00.356+03:00</updated><title type='text'>eksi bir</title><content type='html'>Geri getiremeyeceğimi biliyorum, parçaladığımı biliyorum, hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyi geri kazanmak mümkün değildir, aşkı geri kazanmak mümkün değildir. Bir kere başladımı bitmemesi gerekir çünkü koptuğunda yere düşen parçalar sizin değil herhangi birinin bile erişemeyeceği kadar uzağa düşer. Mutlu olmaya çalışırsınız belki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu olmak mümkün değildir, aranızdaki bağın koptuğunu hissettiğiniz anda tekrar mutlu olmak mümkün değildir, karşınızdaki insanın zihnini okumak istersiniz ufacık bir umut için. Yaptığınız şeylerin sizi gerçekten de sevilmeye layık biri olmadığını mı gösterdiğini yoksa sadece O insana karşı yaptığınız bir hata, bir davranış yüzünden mi olduğunu öğrenmeye çalışırsınız. Tenine dokunmaya çalışırsınız belki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tenine dokunmanız mümkün değildir, çünkü O ten artık eski ten değildir. Aynısıdır fakat içeride öyle farklı bir his uyandırır ki her dokunuşunuzda o büyüyü kaybettiğinizi anlarsınız. Canınız acır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acımamasını beklemeniz mümkün değildir, çünkü siz her ne kadar O'nu seviyor olsanız da artık o sizi sevmiyordur. O'nun sevmediğini bildiğiniz halde devam etmeye çalışmak acı verecektir. Fakat emin değilsinizidr, umut ararsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umutsuz kalmamak elde değildir, çünkü artık yüzünüze eskisi gibi bakmayacaktır gözlerindeki parıltıyı ararsınız... Bulamazsınız... Eskisi gibi bakmıyordur size, çünkü siz O'nun zihninde "yokolmuş" bir vaziyettesinizdir ve tekrar dönmeyeceğini biliyorsunuzdur. Boş umutlar peşinde bir geri dönüş aradığınız halde biliyorsunuzdur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbiniz acır sonrasında, her geçtiğiniz yer anımsatır O'nunla geçirdiğiniz dakikaları herşeyi unutmaya çalışırsınız fakat unutmaya çalıştığınız herşey daha fazla kazınır zihninize. Göz göze geldiğiniz saniyeler, size dokunuşu, yanağınıza kondurduğu fakat içinizi daha önce görmediğiniz bir şekilde ısıtan basit görülebilecek bir öpücük içinizi hiç bilmediğiniz bir şekilde ısıtır... Çünkü "sevgi"dir o öpücüğün adı. Sizinle konuştuğu, sizi dinlediği anların gerçekliği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar ararsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey zihninize doluşur bu sefer, O'nu tekrar yaşatmaya karar verirsiniz. Boş bir sokakta yürürken her zaman tuttuğu elinizin parmaklarını ayırarak açarsınız... Elinizi tutacakmış gibi... Tutmaz... Çünkü O belinize sarılıyordur o sırada... Siz hissetmeyeceğiniz kadar hafif sıkıyordur ki size birşey olmasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onunla daha önce gittiğiniz yerlere gider, her zaman oturduğunuz yere oturursunuz. Herşeyden iki tane istersiniz... Birisi kendiniz, birisi onun içindir... O'na sürekli neden hiçbirşeye dokunmadığını sorarsınız. Cevap alamazsınız... Pek konuşacak gününde değildir sadece... Sonra masadaki her iki şeyden birine dokunulmamış olarak kalkarsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona yaslanıp konuşmak istersiniz tekrar, bazı şeyleri paylaşmak istersiniz. Sizi sabırla dinler fakat cevap vermez çünkü herşeyi kendinizin çözmesini bekliyordur. Yoksa çok iyi cevapları vardır aslında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesini duymak istersiniz tekrar, "merhaba" dersiniz... Karşılık vermez... Çünkü etraftaki insanları rahatsız etmek istemiyordur sadece, yoksa neden cevap vermesin ki ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günaydın dersiniz... Göremeden, duyamadan, yaşayamadan...&lt;br /&gt;Merhaba dersiniz... Anlamadan, bilmeden, sorgulamadan...&lt;br /&gt;İyi Geceler dersiniz... Umutla, sevgiyle, saflıkla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap vermez hiçbir zaman, konuşmaz hiç...&lt;br /&gt;Dokunmaz hiçbir zaman, hissedemezsiniz hiç...&lt;br /&gt;Görünmez hiçbir zaman, doğru yere bakmıyorsunuzdur çünkü... Yoksa o hep oradadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşıyordur bir yerlerde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanınızda olmasa da yaşıyordur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskisi gibi olmayacak olsa da yaşıyordur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra hayat sürer öyle... Tek zihine iki yaşam sığdırırsınız. O'nunla yaşamaya devam edersiniz "O" olmadan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek olmasa da mutlusunuzdur. Hissetmeseniz de dokunuyorsunuzdur, duymasanız da konuşuyorsunuzdur, görmeseniz de biliyorsunuzdur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonu gelene kadar böyle gider...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir farkla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonu gelmez asla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Aşkın ve nefretin imgelemleri, gözlerimin arkasındaki bir kolaj. Ölüm gülüşünün arttığı sessiz yakarışların yankısı..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:78%;" &gt;(15.06.2006)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-5546712376498998455?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/5546712376498998455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=5546712376498998455' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/5546712376498998455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/5546712376498998455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/eksi-bir.html' title='eksi bir'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-266579890561825981</id><published>2008-06-25T22:52:00.003+03:00</published><updated>2008-06-25T23:18:15.446+03:00</updated><title type='text'>Ölüdoğan</title><content type='html'>Uyuyamıyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırmadım, gözlerini açtığın günü belki hatırlamasan da hatırlamaya başladığın günden beri üzerinde bir yorgunluk var zaten. Neyin yorgunluğu olduğunu inan ben de bilmiyorum. Düzgün gitmeyen birşeyler var sanki her zaman, her saniye. En düzgün gittiğini düşündüğün anlarda bile bu böyle değil mi? Aynı sorundan ben de muzdaribim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni tanımıyorum belki, ama tanışıyoruz. Sana soru sormuyorum belki, ama cevapları zaten sen vermiyorsun. Mutsuz değilim, herşey iyi gidiyor gibi. Birçok insandan daha iyi bir konumdayım. En azından kendi kuyumu kendi ellerimle kazmak konusunda üstün bir çabam yok. Sen neden mutsuzsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlam ve yıkılmaz bir kişiliğe sahip değilim belki, ama çabalıyorum. Sağlıklı bir bedene sahip olmayabilirim, benim hatam değildi zaten olanlar. Hatalarımı kabul edebiliyorum. Bu yüzden daha iyi bir yerdeyim, sen neden buraya çıkmıyorsun? Hayır düşündüğün gibi yüksek bir yer değil, önce en aşağı inmen lazım buraya çıkmak için. Çünkü ben tamamen başka bir kayanın üzerindeyim. Aynı yükseklikteyiz yoksa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız olabilirim belki, ama senin kadar değil. İyi birşey olduğu konusunda yorum yapmadım asla, kötü de değil. Yalnızken karşıma kendimi almıştım en azından, sorguluyordum. Cevaplarımı bir köşeye yazıp yanlışlarımı tekrarlamak konusunda ısrarcı olup olmayacağımı araştırıyordum. Sen neden yapmıyorsun? Ama bir dakika soruyu değiştirmeliyim sanırım. Neden yapamıyorsun? Seni suçlamıyorum kesinlikle, cevapları merak ediyorum. Çünkü ben bu cevapları kendime belirsiz bir zaman önce verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıplak olabilirim belki, üşüyorum evet. Ama emin ol üzerimde daha çok kıyafet varken daha da üşüyorum. Anlaması zor değil mi? Haklısın. Ses geçirmeyen dünyana girmem biraz zor. Seni olduğun gibi kabullenmek zorundayım. Yanlışlarım doğrularla mı kavruldu, yoksa uzun zaman önce doğrularım yanlışlarla mı yoğurulmuştu bilemiyorum. Seni tanımıyorum belki, ama tanışıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birtek şey için üzülüyorum, ben bütün bu soruları kendime sorarken biraz da olsun büyüdüm. Sen hala çocuksun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar çocuk olmayı isterdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-266579890561825981?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/266579890561825981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=266579890561825981' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/266579890561825981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/266579890561825981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/ldoan.html' title='Ölüdoğan'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-6900297236389961256</id><published>2008-06-13T17:33:00.003+03:00</published><updated>2008-06-13T17:33:56.170+03:00</updated><title type='text'>Hayatta en güze şeyler bedavadır</title><content type='html'>Yağmur yağarken camın önünde veyahut balkonda oturup en sevdiğiniz şarkıyı buruk bir gülümsemeyle söylemek bedava. Hayal kurup iç çekmek de bedava. Güneş doğarken üzerinizde sabahlıkla dışarı çıkıp soğukta ürpermek bedava. Bir süre sonra uyanan sevdiğinizin gelip arkanızdan sarılması, artık yükselmiş olan güneşten daha sıcak gülümsemesi bedava. Çimler üzerinde çıplak ayakla yürümek bedava. Kar yağarken kartopu yapıp sevdiğinize fırlatmak, sonra da karlar üstünde boğuşmak bedava. Kahkaha atmak bedava. Kıkırdamak da öyle. Gülümsemek nitekim.. Ağlamak ya da. Sarılmak. Sarılıp uyumak bedava. Öperek uyandırmak sevdiğin insanı, Öpülerek uyandırılmak. Kahvaltı hazırlamak ardından.. Hepsi, her biri bedava..Hayatın anlamı bedava aslında, bulabilene...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın Anlamı’na, ithafen…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-6900297236389961256?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/6900297236389961256/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=6900297236389961256' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/6900297236389961256'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/6900297236389961256'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/hayatta-en-gze-eyler-bedavadr.html' title='Hayatta en güze şeyler bedavadır'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-2364056998635876888</id><published>2008-06-13T17:33:00.001+03:00</published><updated>2008-06-13T17:33:24.753+03:00</updated><title type='text'>İnsanlar</title><content type='html'>Nefret ediyorum. Kelimenin tam anlamıyla nefret ediyorum. Bu kadar yüzeysel olmalarından, duyguları ve duyguların anlamlarını bu kadar basite indirgemelerinden, gerçekten yavşakça sömürmelerinden nefret ediyorum. Özellikle insanların bunu sosyallik olarak adlandırmasından nefret ediyorum. Her gördükleri kıçı yalamalarından, yapmacık bir tavırla birbirlerine ne anlama geldiğini bilmedikleri halde sevgi gösterisinde bulunmalarından nefret ediyorum. O kadar zavallılar ki, o kadar düşükler ki onlara acıyamıyorum bile. O kadar reziller ki... Nefret etmekten başka hiçbir şey yapmıyorum, yapmak da istemiyorum. Yavşaklıklarını ve kaypaklıklarını yazıya bile aktarabiliyor olmaları garip. Yazılar yazıdır, insanları tiksindirmek gibi bir işlevleri yoktur. Ama onların yazıları beni tiksindiriyor. Önemini kavrayamadıkları şeylerden öyle ulu orta bahsediyorlar ki bazen özel hayatlarının özel olup olmadığını merak ediyorum. Ve olmadığına kanaat getiriyorum. Sürekli gülümsemelerinden, yaklaşıp öpmelerinden, çok umurlarındaymış gibi halimi hatrımı sormalarından nefret ediyorum. Formalite için gösterilen nezaketten ve ilgiden nefret ediyorum. Böyle zamanlarda hepsine işkence edip kanlarının akışını izleyesim geliyor ve yapamamak daha çok sinirimi bozuyor. Üstüne üstlük benden onlara katlanmamı bekliyorlar. Neden katlanıyorum bilmiyorum, ama yapıyorum. Genelde insanların etrafında bulunmayacak kadar izole etsem de kendimi benim de bu durumdan kaçınamayacağım zamanlar oluyor. İşte o zaman, bütün nefretim su yüzüne çıkıyor. İnsanların yapmacık tavırlarından, gerçek olmayan sevgilerinden ve bunu gerçekmiş gibi lanse etmelerinden, umursamazlıklarından ama umursuyormuş gibi davranmalarından nefret ediyorum! Hepsi kendilerini becerebilirler. Cehennemin dibine kadar yolları var!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-2364056998635876888?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/2364056998635876888/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=2364056998635876888' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/2364056998635876888'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/2364056998635876888'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/insanlar.html' title='İnsanlar'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-4716716806604058897</id><published>2008-06-13T17:32:00.003+03:00</published><updated>2008-06-13T17:32:57.590+03:00</updated><title type='text'>Anlaşılmak</title><content type='html'>İnsanoğlunun bütün isteği anlaşılmak, anlaşılabilmek bir şekilde. Yine de gariptir ki, anlaşılmak isterken insanlar, anlamaktan vazgeçiyor. Her gün, hepimiz, anlattığımızda bizi anlayabilecek insanları arıyoruz. Bulduğumuzu sandığımızda sokuyoruz o insanları hayatımıza. Kocaman yerler veriyoruz yüreğimizde. Sonra, anlaşılmadığımızı anladığımızda kırılıyoruz. Canımız yanıyor. Kabuğumuza çekiliyoruz. Somut şeylere sarılıyoruz. Oyalanmak diyoruz buna sonra... Oyalanmak değil bu... Arayış... Sana ait olan, senin de ait olduğun bir yer arayışı. Var mı öyle bir yer? Kaçımız sorduk bu soruyu? Hangimiz sormadık ki... Kendimizle kaldığımızda, bize cevap verecek kimse olmadığında, kaç defa sorduk? Ruhumuzun yankılarını duyduğumuzda hangimiz umutlanmadık? "Belki bu sefer..." demeyen kaç kişi var? İki gündür, kendime ısrarla soruyorum bunları... Umutlanma şansı vermeden kendime... Ne kadar neşeli olsam da, mutlu muyum bilmiyorum. Anlaşılmak... Bütün aradığımız bu. Paylaşabilmek bir de... Kim bilir..? Belki vardır öyle biri. Bu ummak mı, yoksa umursamamak mı bilmiyorum, sadece bekliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-4716716806604058897?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/4716716806604058897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=4716716806604058897' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/4716716806604058897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/4716716806604058897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/anlalmak.html' title='Anlaşılmak'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-9157923165317159979</id><published>2008-06-13T17:32:00.001+03:00</published><updated>2008-06-13T17:32:31.339+03:00</updated><title type='text'>Gri</title><content type='html'>"Belki de fazla hissediyorum..." diye düşündü kız adımlarını gri gökyüzünün altındaki gri zeminde yavaşça atarken. Çıplak ayaklarına batan her taşı, kum tanesini; sonra her birinin yavaş yavaş dökülmesini hissederken... Bir süre zeminin teninde bıraktığı hisse odaklandı. Yine de göz ardı edemiyordu kalbinin atışını. Pıt pıt, pıt pıt, pıt pıt... Birden, çok gürültülü geldi kalbinin sesi, sesi göz ardı etmeye çalışarak gözlerini kapadı. Adımları... Bir, iki, üç, dört, beş... 17623 tane kum tanesi yuvarlandı ayaklarından, 7 tane de küçük taş. Hepsi gri... Kum bile...Yürümeye devam etti kız. Sarı-Kahverengi saçları beyaz tenine vurdu bir an. "Rüzgar..." diye geçti aklından. Orada rüzgar nadiren eserdi. Esen her rüzgar da kasırga habercisiydi. Birden çok yorgun hissetti kendini. Derin bir nefes aldı. Hataydı. Aldığı her nefes kalbini acıtıyordu. Kalbini... Ciğerlerini değil. Kalbini düşününce birden kalbinde akan kanı hissetti. Isısını... Bir şey daha hissetti, bir diken. Kalbinde... Ortaya yakın ama sol tarafta. Kalbinin her atışında bir damla kanın sızdığını hissetti. "Sona ermiyor. Ne yazık ki...". Gözlerini kapadı. Anıları geldi aklına bir bir. Kayıp gitmişti avuçlarından hayatı. "Herkes ikinci bir şansı hakeder." demişti ona bakan bir çift mavi gözün sahibi. "Ben de mi?" demişti kız farkında bile olmadan. "Herkes." deyip sarılmıştı adam ona. Kız ağlamıştı. O zaman başlamıştı ikinci şansı işte. Mutluydu hiç olmadığı kadar. Mahvedeceğini bilmeliydi. Bilmeliydi. Farkında olmadan inledi kız. Diken daha derine batmış, daha büyük bir damla kan akıtmıştı. "Öldürmeyecek, asla öldürmez... Devam etmeye mahkumum."Hassas teni birden rüzgarı hissetti. Şiddetlenmişti. Fırtına geliyordu. Gelsindi. Artık önemli değildi. Hiçbir şey artık önemli değildi. Yürüdü. "Buranın fırtınaları ilginç." dedi kendi kendine. "Yakıyor. Ve alevleri var... Yine de burası soğuk.". Birden ilk sıcak hava dalgasını hissetti. Hava, çevresinde dolaştı. Dalga geçer gibi okşadı kızın beyaz, neredeyse fazla beyaz tenini. Kız titredi. Soğuktan değildi tabii ki. Anıları... Yine titredi. O olsaydı, sarardı onu. Sarılırdı. Sıcacık... Bu da sıcaktı, ama aynı şey değildi. Bu acıtmak içindi, o acıyı dindirmek için... Gözleri yandı. Rüzgardan değil. Gözyaşları... Akmadı. Akamadı. Kız tekrar inledi. Yürümeye devam etti. Fırtınanın merkezine doğru...Fırtına suratına çarptı saçlarını. Yağmur geldi aklına. O yağmurlu gün geldi. Adam, saçlarını koklamış, "Ne kadar güzel kokuyor saçların..." demişti. Kızı öpmüştü sonra. Kız "Mutluluk bu olmalı." demişti. İç çekti kız. Hıçkırdı. Ama gözyaşları... Onlar... Düşmedi.Bir anda fırtına durdu. Kız etrafına bakındı. Ulaşmıştı merkeze. Az ileride, beyaz elbisesiyle bir kız gördü. Yerde, dizlerini kendine çekip onlara sarılmış şekilde oturuyordu. Yüzüne düşmüş saçları sarı-kahverengi... Varmıştı. Bir damla gözyaşı düştü gözünden. İlerledi. Kendine ulaştı. Boş bedeninin içine akıverdi. Artık kendi bedenindeydi. Bir an, canı çok yandı. Sonra acı dindi, her şey dindi. Kapadı gözlerini. Son kez... Hiçliğe...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-9157923165317159979?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/9157923165317159979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=9157923165317159979' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/9157923165317159979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/9157923165317159979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/gri.html' title='Gri'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-8096565482950156414</id><published>2008-06-13T17:31:00.000+03:00</published><updated>2008-06-13T17:32:02.894+03:00</updated><title type='text'>Anka Kuşu</title><content type='html'>Uçarak gizli ormana giriverdi anka kuşu. Yorulmuştu artık. Birçok kişinin hayatını yaşamıştı. Çok fazla şey görmüştü. Canı yanmıştı. Yorgundu. Etrafındaki cennete bakındı. Önceden severdi burasını. Kendini mutlu hissederdi burada. Önceden... Ruhunun buraya ait olduğunu hissederdi. Ama şimdi bir şeyi farketmişti: O buraya ait olabilirdi belki, ama burası ona ait değildi. Ormandaydı anka kuşu. Ormanın haberi bile yoktu onun orada olduğundan. Ormanı kokladı, izledi, ezberledi. Her yaprağını, her zerresini kazıdı benliğine.Birden son tüyünün de döküldüğünü fark etti anka kuşu. Başlıyordu. Sevgili ormanına baktı geri dönüp son kez. Bir anda havalandı. Uzaklaştı. Nefret ettiği taş, soğuk mağaraya yöneldi: Yalnızlığa. İçeri girdi, kıvrıldı en köşeye canı yanar gibi.--------------------------------------------------------------------------------------------------Orman uzaktan mağaradan gelen turuncu bir ışık fark etti. Ateş miydi? Korktu Orman. Yanacak mıydı? Sonra birden, turuncu ışık söndü. Rahat bir nefes aldı Orman. Bir rüzgar esti mağaraya doğru.--------------------------------------------------------------------------------------------------Yavru anka kuşu küllerin arasından kafasını çıkardı. Henüz çıplaktı. Güzelim altın sarısı tüyleri uzamamıştı daha. Aniden esen rüzgarla ürperdi. Gülümsedi sonra. Uçmasına çok vardı belki daha, tüylerinin böyle rüzgarlarla uçuşmasına, ama o uçtuğunda, herkesin görüp göreceği en güzel şey olacaktı. Bir gün...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-8096565482950156414?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/8096565482950156414/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=8096565482950156414' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/8096565482950156414'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/8096565482950156414'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/anka-kuu.html' title='Anka Kuşu'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-6120355919696624607</id><published>2008-06-13T17:30:00.002+03:00</published><updated>2008-06-13T17:31:23.610+03:00</updated><title type='text'>Yalnızlık</title><content type='html'>Yalnızız. Hepimiz aslında yalnızız. Bize sarılan, yanımızda olan, gülüp konuştuğumuz insanlar var sürekli yanımızda. Ama ruh... İşte o her an yalnız. Belki de insanları etrafımıza toplamamızın sebebi bu. Kendi kendimize yalnız olduğumuzu itiraf edememek. Etmekten korkmak... İnsanları etrafımıza toplayarak bize bakmakta olan ruhumuzu onların ardına itip gizlemek onun yalnızlığını görmemek adına...Şimdiye kadar hep inandım ruhunu ruhumun yanına koyacak biri, bir adam var olduğuna. Yalnızlığımın da bir sonunun olduğunu umut ettim hep. Şimdiye kadar... Artık biliyorum. Bu kendine yalan söylemekten başka hiçbir şey değil.Şimdiye kadar her zaman kendi yarattığım dünyalar olageldi. Ve bu dünyalar benim hayal gücümün genişliği kadar genişti. İçinde, yine benim hayal gücümün ürünü olan sevgililer barındırdı her daim. Ne kadar büyük bir yalancıymışım halbuki... Komik...Ya umut? Şimdiye kadar; varoluşumun kaynağı, var ettiklerimin özüydü. Gariptir ki umut, kırılgan olduğu kadar erimeye de müsait bir olguymuş. Çok yakıcı olaylarla karşılaştığında balmumu gibi eriyiverdiğini keşfettim. Ve her seferinde yeniden şekillendi. Kafamda yarattığım, yalnızlığıma ortak olan ruhlarla vücut buldu, hayatıma girdi. Tatlıydı. O kadar çok şey vaad etti ki her seferinde cazibesine kapılıp kandım. Artık bakınca görüyorum ki varoluşumun kaynağı her insanın kendine söylediği sıradan ve sonsuz bir yalan.İlginçtir ki bunu farketmek beni pek sarsmadı. Sanırım artık çok fazla hissetmiyorum. En acısı da bu belki. Yine de... Bu da acıtmıyor. Yalnızca şunu gördüm ki boşlukta huzur yok. Orada yalnızca boşluk var. Bir de siz varsınız. Yalnızlığınızdan bile kaçıp saklandığınız boşluk bu kadar işte. İronik... Orada yalnızlık da yok ancak siz orada da yalnızsınız.Aynı içki masasına oturup gecenin bir yarısına kadar muhabbet ettiğim insanlar, yatağımı paylaştığım adamlar, geceleri rüyamda kaybettiğimi görüp ağlayarak uyandığımda yanımda yattığını farkettiğim adam, hiçbiriniz yoksunuz aslında. Yokmuşsunuz. Olmamışsınız. Dokunduğumda gerçeksiniz ama bu varolduğunuz anlamına gelmiyor. Eğer ben yalnızlığımı örtbas edecek insanları hayalimde yaratmışsam ve siz yalnızlığımı örtbas etmişseniz bir nebze de olsa, bu demektir ki siz benim yaratılarımsınız ve ne yazık ki yalansınız.Bir yalanı yaşıyoruz... Ve yalnızız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-6120355919696624607?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/6120355919696624607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=6120355919696624607' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/6120355919696624607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/6120355919696624607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/yalnzlk.html' title='Yalnızlık'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-7323725900399072013</id><published>2008-06-13T17:30:00.001+03:00</published><updated>2008-06-13T17:30:40.124+03:00</updated><title type='text'>Ada ve Kız</title><content type='html'>Yansımamın gözlerinde bu mesafeden ne olduğunu çıkaramadığım bir şeyin yansıması var. Onun gözlerinin içine baktığımda düşmeye başlıyorum. Daha derine düştükçe aynsımamın ruhunun sonsuz karanlığında beyaz bir nokta farkediyorum. Yaklaşıyorum ve bunun bir ada olduğunu anlıyorum. Yaklaştıkça daha fazla şey görüyorum. Ada, karla kaplanmış. Ağaçlar neredeyse ölmüş ancak baharla dirilmeyi umuyor. Bir ağacın dalında oturan küçük bir kız var. Uzun, dalgalı, sarı saçlarını özgür bırakmış; üzerinde sade, beyaz elbisesiyle oturuyor. Kızın yüzünden masumiyet, gözlerindense karanlık ve umut okunuyor. Hiç gelmeyecek bir bahar için umut. Kızla göz göze geldiğimde bir an zaman yavaşlıyor. Bir şeyler farkediyorum. Sonraysa adadan dışarı atılıyorum. Dışarı atılmadan son gördüğüm şey, nereden edindiğimi bilmediğim bir bıçakla ellerimin benim dışımda hareket ederek kızın göğsünü paramparça edişi. Ve o ilk bir damla kanın asırlardır orada aynı şekilde duran bembeyaz karın üzerinde tutku kızılı bir değişiklik yaratışı. Ve sonra aniden yansımamın karşısındayım. Gözlerinde sadece sonsuz karanlık, sonsuz boşluk...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-7323725900399072013?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/7323725900399072013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=7323725900399072013' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/7323725900399072013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/7323725900399072013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/ada-ve-kz.html' title='Ada ve Kız'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-208340861016072831</id><published>2008-06-13T17:24:00.000+03:00</published><updated>2008-06-13T17:25:12.884+03:00</updated><title type='text'>Gökyüzü</title><content type='html'>Gökyüzünün insanın ruh halini yansıttığı söylenir. Ya da insan ruhunun gökyüzünü… O gece gökyüzü sessiz sessiz ağlıyordu. Hıçkırmadan ya da hıçkırıp hıçkırdığını belli etmeden ağlıyordu. Sakindi gökyüzü. Ama bu sefer sakinliği huzurundan kaynaklanmıyordu. Bu sefer gökyüzü gözyaşlarını insana huzur verecek şekilde akıtmıyordu. Bu sefer gökyüzü gözyaşlarını sırf insanlar gökkuşağını görsün diye akıtmıyordu. Bu sefer gergindi. Ruhunda şimşek kıvılcımları vardı ama öylesine gergindi ki kıvılcımın şimşeğe dönüşmesine bile izin vermiyordu. Gökyüzü şimşekten, şimşek çakmaktan korkuyordu. Gökyüzü o gece kendinden korkuyordu. Aynı onun gibi…&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  O, gökyüzünün onu anladığını fark edip, gökyüzüyle arasındaki engeli bertaraf ederek dışarı çıkmıştı. Nereye gittiği önemli değildi. Önemli olan sadece gökyüzüydü ve ayaklarının altındaki su. Su bile korkmuş gibiydi. Botlarına yapışıyor, onu bırakmıyor, yürümesini zorlaştırıyordu. Her adımında acı acı, ürkek ürkek “şıp”lıyor, adamın ruhunda “şıp” sesi kale duvarına çarpan dalgaların çığlığına dönüşüyordu. Dalgalar adamın ruhunun kalesini çürütürken adam bu sesten korkuyor, istemeyerek ürperiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Her yüz metrede bir altından geçtiği sokak lambası, onu aydınlarması gerekirken, adamın karanlığını daha çok vurguluyordu. Adam her seferinde durmak istiyordu. Ayakları durmuyor, yıllar yılı onu sorgulamadan kabul etmiş karanlığa ihanet edemiyordu. Karanlık soğuktu belki. Ama ışık onu ısırıyordu. Kendisi dahil kimsenin hoşlanmadığı dehlizlerini göz önüne çıkarıyordu. Açıktan açığa onunla dalga geçiyor, sahte sıcaklığı -bir zamanlar onu da çekmiş olduğu gibi- herkesi pervane gibi kendine çekiyordu. Ve adam her yüz metrede bir gayri ihtiyari adımlarını hızlandırıyordu. Her yüz metrede bir ruhu ışıkla karanlık arasında paramparça oluyor, her yüz metrede bir ışığı daha çok arzuluyor ve ondan daha çok nefret ediyordu. Belki de gökyüzü aynı nedenden şimşeği öldürmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Ölüm… En son ne zaman ölmüştü? Ya da ölmüş müydü? Hala ölü müydü? Yoksa ölüp dirilmişti de artık insan değil miydi? “Ne zaman?” sorusu hariç bütün soruların cevabı “evet”ti. Ne zaman sorusuna gelince… O adamdan bile karanlık bir hikayeydi. Ve her seferinde o hikaye adamı, Odysseus’u alıkoyan su perisi misali büyük bir aşkla sarıp sarmalardı. Adam kurtulamazdı. Her gece kendi perisiyle sevişir, tek taraflı sado-mazoşist zevklerin doruğuna ulaşır, defalarca orgazm olurdu. Sadist dişi mazoşist Odysseus’u tam anlamıyla tatmin eder, kendisi asla tatmin olmaz ama adamın onu asla terk edemeyeceğinin bilgisiyle kendinden memnun uykuya dalardı. Ve adam o uyurken “Ne zaman?” sorusuna cevap arardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Ne zaman? Bu sorunun cevabını asla tam anlamıyla bulamamıştı. Hem sevip hem nefret ettiği kadının ruhunu yok ettiği zaman başlamış olsa gerekti. O zaman, ikisinin de bilmediği bunun tarihin kaydettiği en tutkulu aşk olduğu gerçeğiydi. Evet bu aşktı. Tutku nezdinde aşk=savaş’tı ve bu en kanlısıydı. İkisi de bunu anlamadı. İkisi de bunu anlamayacak kadar çocuktu. Ve yine gökyüzünün şimşek çaktırmaya korktuğu bir gece kadın gitti. Yüzünde ve yüreğinde, tokat ve aşk izleriyle… Boynu hala kırmızıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Adam önceleri bitti sandı. Bitti. Hiçbir şey hissetmiyordu ve düşündü ki bitti. Hissizliği iyi sandı. Kendini iyi sandı, yanılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Kendi kendine sövdü, ayağına dolanan suya sövdü, düşüncelerine sövdü. Yalandan… Düşüncelerinin, anılarının, hissettiklerinin ve hissetmediklerinin onu kabul eden yegane varlıklar olduğunu biliyordu. Yürüdü, aklına iyi olmadığını anlayışı geldi. Bıraktı kendisini belki de en derin, en karanlık anının içine düşmeye. Düşerken belli belirsiz hatıralar yüzünü ısırıyordu. O, bırakın bu histen nefret etmeyi, bunu seviyordu bile. Sonuçta bu bir histi ve hissedebildiği her şeyi severdi. Acıyı bile…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Sonunda düşmesi durdu. Kendi gibi soğuk, ıslak bir zemindeydi ruhu. Aralığından ışık sızan kapının ardında kendisi vardı. Yavaşça yaklaştı. Kapı aralığından kendini izlemeye başladı. Kendi görüntüsü tüm görüşünü ve zihnini kapladı. Kendisi ağlıyordu. Hıçkıra hıçkıra, bağıra bağıra ağlıyordu kendisi. Çığlıklarının içinde çakamayan şimşeğin sesi yankılanıyordu. Elinden gelse şimşeği çaktıracakmış gibi, şimşek olup çakacakmış gibi ağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Çırılçıplaktı. Cenin pozisyonunda koltukta yatıyordu. Suratı birileri ona işkence ediyormuş gibi çarpılıyordu. Kafasında oldukça tanıdık bir ses kahkahalar atıyordu. Bir kadın sesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Neden? Neden hala oradasın?&lt;br /&gt;-Sen gitmeme izin vermiyorsun. Seni canlı tutan da, öldüren de benim. Ve biliyor musun? Sen bunu seviyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Kadın güldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Adam kendini izlemeye, bu düşünceleri duymaya devam etti. Kadın haklıydı. Adam bunu seviyordu. Ölüyor olduğu gerçeğini seviyordu. Ama umut… İşte onu sevmiyordu. “Belki” diyordu kafasında kendi sesi. Onunla dalga geçer gibi… “Kes şunu. Ne olur sus. Yalvarırım. ‘Belki’ler yok artık! Lütfen!” Kendisi ona güldü. Bıçak gibi kesti bu gülüş. Sonra kanattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Adam bulunduğu zemine baktı. Düştüğü zemine. Düştüğü zamankinden baha ıslaktı. Gözyaşları mıydı bu göleti oluşturan? Belki de… Bilmiyordu. Kapıya çevirdi gözlerini. Ufacık aralıktan kendisini görebiliyordu. “Yaşayan bir ölü…” diye düşündü. “Ölümle yaşam arasında sıkışmak, ne birine ne de ötekine ait olmak ya da her ikisine birden… Parçalanana kadar iki taraftan çekiştirilmek… Sonra yavaş yavaş yırtılmak… Açılan her ufacık yaradan boşalan oluk oluk kan sonra…”. Hiç durmayacağına inanmıştı kanamasının. Ama… Belki… Belki bu gece… “Hiç susmayacaksın değil mi? Sus artık! Belki deme! Sus artık!”. Adam bakışlarını yere çevirdi. Yerdeki sıvı kızıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Yürümeye devam etti adam. Paltosuna sarınmadan, ufacık ama hızlı damlalarda boğulmak isteyerek yürüdü. Işık… Karanlık… Işık… Karanlık… Karşılıklı duran iki adam gördü birden. Biri korkmuş, sinmiş ve bitkin. Diğeri gülümsüyor. Baktı. Hangisinin kendisi olduğuna karar veremedi. İkisini bir arada tutan tek şey adamdı ve o artık yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İlerledi. Daha da ilerledi. Aniden durdu. İleride sokak lambasının altından Işık duruyordu. Gerçek ışık… Onu gerçekten ısıtmış olan tek ışık. Fısıldadı: “Gerçekten sen misin?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evet benim. Ben… Sadece… Yapamadım. Daha fazla yapamadım. Belki… Belki sen… Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Kadının onu o mesafeden nasıl duyabildiğini bilmiyordu. Ama oradaydı işte. Ve duyuyordu. Bir adım attı. Yaklaştı. Kız hafifçe, acı çeker gibi inledi. Adam bir adım daha attı. Yağmurun tadını fark etti birden. Tuzluydu. Ve… Sıcaktı. Kızın gözünden bir damla yaş düştü. Yağmur şiddetlendi. Adam bir adım daha attı. Kız hıçkırdı. Aniden bir şimşek çaktı. Ardından korkunç bir gök gürültüsü… Adam kıza doğru ilerlemeye devam etti. Uzandı yaklaşınca. Dokundu. Kendine çekti sonra. Ve sarıldı. Dakikalarca, belki saatlerce sarıldı. Artık yaşam vardı sadece. Onunla bir yaşam… Çok yorgun hissetti birden. Yere uzandı kızı göğsüne yatırdı. Saçları yere değip de pis suyla ıslanmasın diye… Birden kızın kupkuru olduğunu fark etti. Gülümsedi. Işık’tı o. Işık ıslanmazdı ki. Daha sıkı sarıldı kıza. Ve uyuyakaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Sabah ıslık çalarak sokağı temizleyen görevli ileride çok büyün bir çöp yığını gördü. Söylenerek gitti. Yaklaştığında gördüğü bunun ir çöp yığını olmadığıydı. Bir adamdı bu. “Sarhoşun biri… Anlaşılan sızmış.” Diye düşündü. Uyandırmak için dokundu. Dokunduğu anda fark etti ki adam buz gibiydi. Ölmüştü. Görevli geri çekildi. Gördüğü şey adamın birine sarılır gibi, yüzünde bir gülümsemeyle donduğuydu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-208340861016072831?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/208340861016072831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=208340861016072831' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/208340861016072831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/208340861016072831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/gkyz.html' title='Gökyüzü'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-85808985660372639</id><published>2008-06-13T17:23:00.000+03:00</published><updated>2008-06-13T17:24:31.528+03:00</updated><title type='text'>İnsan Ruhuna Açılan Koridor</title><content type='html'>Karanlık koridorun sonunda bir kapı vardı. Kapıya doğru yürürken birden durup ellerine baktı. Işık… Ellerinden yayılan ışığı görüp dikkat edince çıplak olduğunu fark etti. İşkence etmek istercesine gülümsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Kapıya doğru ilerlemeye başladı. Kapı çok uzak değildi ancak ayakları yavaş gitmek istiyordu. Onlara uydu. Çıplak bedeninin her santimini, her kıvrımını hissederek ve bundan büyük zevk alarak yürüdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Sonunda kapıya ulaştı ve onu açtı. Baktığı dünya koyu griydi. Yıkıntılardan ibaretti. Önce elini dışarıya uzattı. Elinden yayılan ışık karanlığa dönüştü. Dışarısı aydınlıktı. Elinden yayılan karanlığın yoğunluğunu hissedebiliyor, fısıldadığını duyar gibi oluyordu. Dışarı adımını attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Çıplak vücudunun her zerresinden karanlık sızıyordu. O bundan da zevk aldı. Sadistçe…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İlerledikçe fark etti ki bütün yapılar kararmış ve yıkılmıştı. Yangın değmiş gibi değil, sanki yapıldıkları taşların hepsini birden obsidiyene dönmüş gibi. Parlak… Gülümsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Az ileride önüne kapkara yüksek bir yapı çıktı. Yapı o kadar heybetli ve karanlıktı ki gören herkes -Lucifer’ın kendisi bile olsa- huşuyla karışık korku duyardı. O hariç. O bunların hiçbirini duymadı. Küçümsedi sadece. Elini uzattı. Elini sarmalayan karanlık hazla oynaştı, zevkle şarkılar söyledi. Adam arzuyla titredi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  Yapıya dokundu. Yapının korktuğunu hissetti. Ve boyun eğdiğini… İçinden gücün akmasına izin verdi. Depremler oldu. Karanlık kahkaha attı. Bina acıyla kükredi. Adamın içinden güç aktı. Elinin derisi döküldü. Acımadı. Adam kahkaha attı. Bina çığlıklar içinde çökmeye başladı. Düşen hiçbir taş adama dokunmadı. Karanlık şarkılar söyledi. Ve en sonunda, bina tamamen çöktüğünde, adamın bir zamanlar beyaz olduğunu bir şekilde anladığı gri bir varlık yukarı yükseldi. Adam hiçbir şey hissetmedi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Kadın sevdiği adamın nefes nefese uyandığını fark etti. Kalktı. Adam dönüp kadına baktı. Bir şeyler eksikti sanki içinde ama ne olduğunu çıkaramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bir rüya görmüştü ama ne olduğunu hatırlayamıyordu. Üzerine bir şey almaya zahmet etmeden çırılçıplak lavaboya seyirtti. Ellerini, yüzünü yıkamaya karar vermişti. Aynanın karşısına geçti. Kendine baktı, gözlerine… Hiçbir şey… Umursamadı. Suyu açtı, ellerini yıkarken dökülmüş deriyi fark etti. Hiçbir şey hissetmedi. Yüzünü yıkadıktan sonra yatak odasına geri döndü. Yatağa girip yattı. Elini göğsüne atsa fark edeceği şeyi ve yatağın boşluğunu fark etmedi. Kalbi atmıyordu ve kadın yoktu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-85808985660372639?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/85808985660372639/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=85808985660372639' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/85808985660372639'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/85808985660372639'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/insan-ruhuna-alan-koridor.html' title='İnsan Ruhuna Açılan Koridor'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-281894823216710174</id><published>2008-06-13T17:22:00.000+03:00</published><updated>2008-06-13T17:23:16.760+03:00</updated><title type='text'>Dokunan Olur Mu Gözyaşlarıma Elleriyle?</title><content type='html'>Yazmak isteyip de yazamamanın bu kadar kötü olduğunu bilmezdim. Yazacak çok şey var ama yazamıyorum. Dolmuşum, hala bir şeyler damlıyor içime ama taşamıyorum. Sanki… Ağlayacakmışım gibi gözlerime doluyor gözyaşları ama dökülmüyor. Dökülmediğiyle kalmayıp görüşümü de bulanıklaştırıyor. Gözyaşından başka bir şey görmüyorum. Bulanıklık içinden hareketleri fark ediyorum belki ama ayrıntısını bilmiyorum, anlayamıyorum. Anlayamıyorum… Parçalı bulutluyum. Arada bir aralanıyorum, parlıyorum mavi mavi, sonra… Sonrası gene aynı hikaye. Gene yağmur taşıyış, gene taşamayış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Kasımda ağaç gibiyim. Her rüzgarda, her sarsılmada yapraklarım dökülüyor. Çıtır çıtır, kupkuru yapraklarım… Kalmamış gibi onlara yaşam verecek gücüm. Döküldüğüyle kalsa iyi. Hani kuru yapraklar insanları üzerine basmaya davet eder ya… Öyle işte. Birileri üzerine basıyor yapraklarımın. Her çıtırtı engebeli yer şekillerimden yankılanıp birer çığlık oluyor. Boşluğumda yankılanıyor. Kapatamıyorum kulaklarımı. İçimden gelmiyor kapatmak. Her çığlık biraz daha damlıyor içime. Ve ben… Taşamıyorum. Darwin der ya, kullanılmayan uzuvlar işlevini yitirir. Kullanılmayan yetiler de mi işlevini yitiriyor? Taşmayıp taşmayıp taşmam gereken anda taşamamam bu yüzden mi? Ağlayamayışım? Yoksa nefesimi kesen yumru artık çok büyüdü de gözyaşlarıma da mı geçit vermiyor? Su ilk defa yolunu bulamıyor taşlar arasında. Ya da belki… Daha kötüsü de vardır. Belki de keskin zirvelerimdeki eriyemeyen karlar çığ olup düşmüştür. Suyun kaynağını kapatmıştır. Kasımda erir mi kar? Belki… Ama benim kasımımda erimiyor. Belki de uzun zamandır gün ışığına çıkmadığımdan, ısınamadığımdan gün ışığına, sevemediğimden ışığı. Ruhunun karından donar mı insanın göz pınarları? Orhan Veli…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlasam sesimi duyar mısınız mısralarımda?&lt;br /&gt;Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle?&lt;br /&gt;Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel&lt;br /&gt;Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu&lt;br /&gt;Bu derde düşmeden önce&lt;br /&gt;Bir yer var biliyorum, her şeyi söylemek mümkün&lt;br /&gt;Epeyce yaklaşmışım duyuyorum&lt;br /&gt;Anlatamıyorum….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süredir kimse dokunmadı gözyaşlarıma elleriyle. Dokunan olur mu? Bilmiyorum…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-281894823216710174?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/281894823216710174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=281894823216710174' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/281894823216710174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/281894823216710174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/dokunan-olur-mu-gzyalarma-elleriyle.html' title='Dokunan Olur Mu Gözyaşlarıma Elleriyle?'/><author><name>Crysania</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-281110105663372369</id><published>2008-06-08T03:53:00.008+03:00</published><updated>2008-06-09T09:36:44.008+03:00</updated><title type='text'>Azize</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/SEzPazGINiI/AAAAAAAAAEg/egaMSbcUM8c/s1600-h/humber_bridge_shot1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/SEzPazGINiI/AAAAAAAAAEg/egaMSbcUM8c/s400/humber_bridge_shot1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209766928260281890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/zaman.html"&gt;Saat dokuzu biraz geçmişti, gökyüzü biraz karanlıktı...&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dans bittiğinde ikisi de yorulmuştu, ellerini bıraktılar, tenlerini ayırdılar, gözlerindeki mutluluk çizgileri kesişmez oldu. Birbirlerine baktılar, parmak uçları ile birbirlerinin acılarını yokladılar bir süre... Ne yapacakları belliydi aslında... İkisi de bedenini yere bıraktı, birbirlerinin dudaklarına uzandılar iyice rahat ettikten sonra nefeslerini üzerlerine çekip uyumaya koyuldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah olduğunda parmaklıklarla kapanmş gözlerini bir hışımla açtı, farkedemediği şeyleri bir anda algılaması uzun biraz uzun sürdü ama kısa bir süre sonra herşeyi seçebilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O'nu gördü hemen göz kapaklarının ucunda, yanında tanımadığı birisi vardı. Aklında ikinci bir soruya izin vermeden "Onunla tanışıyor muyum?" diye sordu. "Hayır, ama tanıyacaksın. Azize Therese ile tanış" diye cevapladı. Memnun olduğunu ifade edercesine bir mimiğe büründü, tekrar O'na dönerek "Peki neden burada?" diye sordu bu beklenmeyen durumun üzerine. O'na, meleği addettiği insan yüzüne bakarak "Elimi tut, gözlerini kapa, vücudunu bana emanet et, geri vereceğim sana." dedi, "Peki." diyerek tamamladı, teninin üzerinden ruhunu incitmeden sıyırıp meleğine uzattı. "Hayır onu üzerinde taşımalısın, sadece daha yakınımda dur." dedi ona meleği. "İsteğini yerine getirdim." dedi, "Anlıyorum, ama ruhunu da üzerinde taşımalısın, ona ihtiyacın var." diye ekledi melek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç dakika sona Azize ikisinin ruhundan biraz varlık aldı, onları birbirine bağlayan birkaç söz söyledikten sonra "...ve sonsuza kadar..." kelimeleri duyuldu Azize'nin dilinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Oldu." dedi melek. Ne olduğunu anlayamasa da O'nun isteğini yerine getirdiği için mutluydu O'nun gözlerine bakan. Sonraki birkaç saatleri her ikisi için, belki de en azından biri için geçirebilecekleri en iyi zamanlar olarak yer etmişti anılarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melek etrafına bakındı bir süre, birşeyler arıyor gibiydi. Hızla bir oraya bir buraya bakınıp duruyordu, sonra bir anda "İşte orada!" dedi ve bir yöne doğru hızlı adımlarla gitmeye başladı, nereye de gittiği pek belli değildi aslında. Biraz yürüdükten sonra yere eğildi, yerden eski fakat güçlü görünen bir dal parçasını aldı çocuğun yanına geri döndükten sonra yüzüne tatlı bir ifade ile bakarak "Sana senin için bir yol çizeceğim, bundan sonra bu yol üzerinde beraber yürüyeceğiz." dedi. Çocuk gözlerindeki mutluluk dolu ifadeyle kafasını sallayarak onayladı ve meleğin yerde çizdiği geride peri tozları gibi parlak biz leke bırakan yolun çizilmesini izledi. Melek çok narin hatlarla çok kısa bir sürede uzunca bir yolun çizimini bitirmişti bile. Çocuk ucunun bucağının neresi olduğunu görmese bile sınır çizgilerini biliyordu, yeterliydi onun için. Melek yanına geldi ve "Sanırım bitti, uzunca bir süre tekrar birşeyler çizmeye ihtiyaç duymayacağım." dedi ve ekledi "Ben bu yoldan çıkmayacağım, senin de bu yoldan çıkmamanı istiyorum bundan sonra, sen benim herşeyimsin." dedi, çocuk suratında şimdiye kadar onun yüzünden hiç dökülmemiş bir mutluluk ifadesi ile "Sen de benim. Tabi ki dileğini en az senin kadar yerine getireceğim." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzü yine o koyu lacivert rengini bütün topraklar üzerine boyamaya başlamıştı elinde büyükçe bir fırça ile, dakikalar geçtikçe daha hızlı boyuyordu. Birkaç saat sonra öylesine bir hal almıştı ki etraf, görünen tek şey meleğin gözündeki ela tonlarındaki parıltı ve çocuğun kahverengi göz bebekleri olmuştu. Birbirlerine kenetlenmiş bir şekilde gözlerini birbirinden ayırmadan bakarken çocuğun bir anlık dikkatsizliği sonucu saati farketmişti. Meleğe dönüp, "Ben bir ölümlüyüm, artık uyumam lazım." dedi ve biraz lacivert gökyüzünden, biraz renksiz sudan, biraz da sabahtan kalma gün ışığından alıp kendisine rahat olduğunu düşündüğü bir yatak yaptı. Üzerine uzandı. Uyumaya koyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir uyku...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah olduğunda gündüz yine her zamanki kadar güzeldi. Etrafına baktı, meleğini göremedi. Şaşırmadı. O bir melekti, her zaman yanında olabilmesine imkan yoktu. Zaten buraya da çok uzaklardan gelmişti. Çocuk durup düşündü, düşüncelerinden birşeyler çıkarmaya çalıştı. Henüz yorgun olduğu için başaramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yataktan kalkıp yürümeye başladı, yönü belirli değildi yine. Asla olmamıştı aslında. Neredeyse bir saat boyunca yürüdükten sonra önünde hala parlak peri tozlarını gördü, yerdeki çizgiyi gördü ve çizginin dışına çıkmayacağına söz verdiği için çizgi boyunca onu takip etmeye başladı. Saatlerin bile uzunluğunu bilmediği kadar süre boyunca kafasından yere saçılan binbir türlü düşünceyle çizgi boyunca yürüdü çocuk. Yine bir öncekinden farklı olmayan bir adımı atarken bir öncekinden farklı bir şekilde bir asma köprünün ucunda durduğunu farketti. Bir anlık şaşkınlıktan sonra çizgiyi kontrol ederek buraya gelip gelmediğine baktı, takip ettiği çizginin öteki ucunda çizginin diğer tarafının da bu köprüye ulaştığını farketti. Kendi kendine "İlginç." dedi. Merak etmişti neler olduğunu. Köprü sağlam görünüyordu buradan ama diğer ucu görünmüyordu. Çocuk için köprünün bu hali bile onu daha çekici kılmıştı. Düşüncelerinin daha da fazla etrafa saçılmasına izin vermeyerek ne yapacağına karar verdi dizlerindeki bağın çözülmesini bekledi, alttaki uçurumu tekrar kontrol etti ve korkakça bir şekilde köprünün diğer ucuna giden ilk adımı atmak için dizlerini kırdı. Tam bu sırada "Dur!" diye bir ses duyuldu. Çocuk çok fazla korkmuştu, sesi tanıyamamıştı, belki çok gergin olduğundan, belki de gerçekten algılayamadığından. Vücudunu eski hale getirdi, gökyüzünün fersah fersah derinlerinden gelen bu sesin yönüne doğru baktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzüne doğru bir ışık iniyordu şimdi. Gelen şey bir başka güneş ışığı mıydı yoksa hayatını aydınlatmasını umduğu yaşamın ışığı mıydı? Bilmiyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-281110105663372369?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/281110105663372369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=281110105663372369' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/281110105663372369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/281110105663372369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/06/azize.html' title='Azize'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/SEzPazGINiI/AAAAAAAAAEg/egaMSbcUM8c/s72-c/humber_bridge_shot1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-2158158491776537389</id><published>2008-03-22T21:53:00.001+02:00</published><updated>2008-03-22T21:55:36.715+02:00</updated><title type='text'>Zaman...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/RexCMXhOM9I/AAAAAAAAAAY/bi1e6EKs_kc/s1600-h/slavery+of+time.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/RexCMXhOM9I/AAAAAAAAAAY/bi1e6EKs_kc/s320/slavery+of+time.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5038474863359964114" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/beyazlar-ierisinde.html"&gt;Şimdi ise zaman ölümsüzlüğü ile ilerliyor herşeyi akışına bırakıyordu onlar gibi... &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini kapadı tekrar, neredeyse kendisini taşıyamayacak hale gelmişti. Biraz uyumak için olmayan kapıdan tekrar renksiz dünyasına doğru geçti, uyuyabileceğini düşündüğü bir nokta bulup yavaşça yorgun vücudunu oraya bıraktı, derin bir nefes aldı biraz içinde tuttuktan sonra kendisini serbest bıraktı. Kafasında birbirinden kopuk karmaşık binlerce kelimeyle, düşünceyle uyumaya çalışıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini kapadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhu düşünceleri ile savaşırken yavaşça yorgunluğun tatlı huzuruna bıraktı kendisini, herşeyini aklında bırakıp sessizce varolduğuna emin olmadığı bedenini terketti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzaklaşmaya başladı... Yönü, çizgisi, şekli belirli olmayan yollardan uzaklaştı, şimdilik tek isteği uyanana kadar bedeninden uzak kalmaktı. Başardı da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisini rengarenk bir tepeliğin üzerinde buldu, dokunduğu yer dışında her yer birbirine kontrast, parlak, belirgin renklerle doluydu. Yavaşça eğildi, yerden biraz renk alıp üzerine sürmek istedi fakat parmağını daha değdiremeden dokunmaya çalıştığı renkler çoktan uzaklara gitmişlerdi bile. Bir süre hiçbirşey yapmadan olduğu yere bakmaya devam etti, moralini bozmadan tekrar elini uzattı, yerden biraz renk almak istiyordu sadece, bütün umutlarını da etrafa saçarak eğildi... Yapamadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizlerinin üzerine çöktü, gözlerini tekrar toprağa dikti, avcunu tekrar aynı şekilde açtı. Yere; yerdeki renksizliğin en derinine bir çember çizdi büyükçe, çemberin içine kendince eşit açılarla dağıttığı on iki tane çizgi çizdi, sonra ortasına bir nokta koyup biri uzun biri kısa iki tane çubuk yaptı. Yerdeki şeklin üzerindeki uzun çizgiyi yavaşça eliyle itekledi ve artık *Tik tak* sesleri çok az da olsa duyuluyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstünü başını temizleyip ayağa kalktı etrafından akan renklere, nehrin içinde yıkanan sulara, gökyüzünde eğlenen bulutlara baktı, yalnızlığını yadırgamadı burası onun dünyasıydı. Yorgunluk hissediyordu yine, uyumak belki iyi gelebilirdi ama zaten çoğu zaman yaptığı şey de buydu hala biraz enerjisi varken uyumadan önce onları da dilediğince harcamak istiyordu... Yürümeye koyuldu, ne taraf olduğunu önemsemediği bir yöne doğru yürümeye başladı yine... Aslında burada yapması gereken işler vardı, O'nun dünyasını temizlemesine yardımcı olmalıydı belki belki de kendi dünyasını temizlemeliydi. Hem artık saati de biliyordu, kumlardan yapılma saati kusursuz bir şekilde çalışıyordu. Saat ikiyi gösteriyordu. Gündüz mü gece mi olduğu hakkında bir fikri olmasa da sorgulamadı. Gündüzün ve gecenin farkı yoktu zaten, istediği an gündüzü ve geceyi de çizecek renkleri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyamaya koyuldu kendi dünyasını, o kadar çok renksizlik vardı ki her yerde buralar bir şekilde doldurulmalıydı, artık öyle hissediyordu. Bu güne kadar hiç kıpırdamayıp durduğu yerden gördükleriyle yaşamıştı ama artık yürüyor, koşuyor, çiziyor, boyuyor ve boş bulduğu her yeri yeniden yaratıyordu... Boş bulduğu gökyüzüne sevgiyi çizmek istedi, eline biraz renk aldı hepsi birbirinden farklı onlarca renk aldı eline, sevgide her renk bulunmalıydı. Birazını etrafına yaydı, birazını gökyüzüne sürdü, birazını ayaklarının altına... Parmak uçlarınn hemen önünde şekil çizmeye çalıştı, saatlerce uğraştıktan sonra bir yöndeki renkleri boyamayı bitirmişti... Yeniden biraz renk almak için eğildiğinde ayaklarının altındaki onlarca rengin yok olduğunu gördü, farklı tonlarda birçok renk düşündü zihninde, ellerini uzattı ve birazını aldı... Parmak uçlarına doğru baktı çizdiği şekli yeniden görmek için bulamadı... Bütün renkler, bütün çizgiler dağılmıştı her yere. Şaşırmadı. Sevginin şeklini çizmenin kolay olmayacağını o da anlamıştı zaten... Tekrar çizmeye koyuldu, çabaladı... Birşeyler belirginleştiğinde yine rengi bitmişti, zihninden biraz daha renk çıkardı ve gözünü kaçırdığı anda çizdiği şeklin yine bozulduğunu gördü, bakmıyordu o yöne artık ama yine de umudunu kesmedi. Yeniden başladı, hiç düşünmeden, hiç duraksamadan... Eninde sonunda çizeceğini biliyordu, zaman alacağını ve kolay olmayacağını ise zaten öğrenmişti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylar boyunca çabaladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerdeki kumlardan yapılma saat altı ayın geçtiğini söylüyordu çizmeye çabalayarak... Tam altı ay...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı aydır sevginin şeklini çizmeye çalışıyor olsa da yorulmamıştı nedense, tam altı aydır uyumuyordu ama yorgun da hissetmiyordu... Hem bu sefer şuradaki bulanıklığın içinde birşeyler belirmiş gibiydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözüne çok fazla dolduğu için biraz koyu renk aldı ve güneşin önüne sürdü, güneş yaptığından utanmış olacak ki geri çekildi... Bulutlar hemen onun yerini doldurdular, ağlamaya başladılar... Hep ağlarlardı da, bu sefer öyle bir ses yığıntısı ile ağlıyorlardı ki yağmurun sesi olduğuna inanmasam bunun tiz ve kusursuz bir senfoni olduğunu bile söyleyebilirdim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünden onlarca damla renk yağıyordu her yere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler sonunda mükemmel bir tablo çizmişti, sevginin şeklini çizmişti bütün ince hatları ile... Öylesine kusursuzdu ki gözlerini ondan çekmeye korkuyordu tekrar dağılıp gideceği endişesiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzaklardan kendi adının söylendiğini duydu ama kimin söylediğini anlayamadı, belki de beyazlar içerisindeki gelmişti belki de dünyasını toparladığını söyleyecekti bunu haber vermeye gelmişti ama dönmedi yüzünü o tarafa... Çekmedi gözlerini tablonun üzerinden, sadece gelmesi için işaret yaptı... Bakmadığı yöndeki insan seslendi tekrar iyice yaklaşınca onun adını kullanarak... Bakmadı yine ama bu O'nun sesi değildi... Tanıdık, eski ama hatırlaması güç bir ses ona sesleniyordu... Yine de bakmadı, çizdiği tablonun kaybolup gitmesini istemiyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar ses ile irkildi, "- Beni gördüğüne sevinmedin mi yoksa?" dedi, "- Henüz sana bakma fırsatı bulamadım." diye cevapladı... "- Aaah. Sen de mi?" dedi, "- Evet ve çok güzel oldu." diye cevapladı... Böylesine güzel ve tanıdık bir sesin sahibini çok mu çok merak ediyordu ama hâlâ gözlerini tablonun üzerinden çekmekten reddediyordu. "- Dağılıp gidiyor değil mi?" diye sordu, "- Evet ama bu sefer aynı hatayı yapmayacağım, gözlerimi kaçırmayacağım ondan." diye cevapladı, "- Aslında bunu yapmana gerek yok, sadece içine koymadığın bir rengi unutuyorsun, onları bir arada tutan rengi." dedi, gözlerini tablodan çekmeden "- Nedir o? Bütün renkler var bu tabloda." diye cevapladı onu, "- Hayır yok." dedi ve bu tanıdık sesin sahibi insan elini yavaşça göğsünden içeri doğru uzattı biraz acı verse de bu ona yaptığına karşı sesini çıkarmadı, merak ediyordu çünkü... Çok derinlerde vücudunun karıncalanmasına neden olan bir yerden birşey alındığını hissetti... "- Bunu unutuyorsun." dedi, bakmadı o yöne bakarsa tablonun kaybolacağını biliyordu... "- Nedir?" diye sorarak cevapladı onu, "- Bunu cevaplayamam ama biraz beklersen göreceksin zaten." dedi, sonra aynı şekilde elini kendi göğsünden içeri soktu, çok derinlerde kendisinden de biraz renk aldı ve karıştırdı... Tablonun üzerinde doğru serpiştirdi... "- Bu kadar güzel, bu kadar duru... Hangi renk bu? Neden daha önce görmedim?" diye sordu çocuk, "- Senin gözlerin belki onu görmeye yetersiz, benim gözlerim de yetersiz ama ikimiz birden ona baktığımızda ikimiz birden görebiliriz... Sevginin rengi bu, tablondaki eksik renk... Çizdiklerinin kaybolup gitmesini önleyecek şey..." diye cevapladı. Gözlerini tablodan çekmeye korkuyordu ama "- Gözlerimi tablodan çekebilir miyim yani?" diye sordu "- Evet" cevabını aldı fakat yapmadı. "- Neden çekmiyorsun, yoksa hala umrunda değil miyim ben?" diye sordu bu tanıdık sesin sahibi, "- Umrundasın fakat yapamam, bu öylesine mükemmel bir tablo ki herşeyin kusursuz olduğundan emin bile olsam yapamam." dedi... Tanıdık sesin sahibi yerden biraz renk aldı, çocuğun gözlerinin önüne sürdü ve onu renklere boğdu... Çocuk çığlık atarak " - HAYIR! " diye bağırdı korkak bir ses ile gözlerini kapattı, etrafındaki renkleri temizledi ve hızla tabloyu çizdiği yere baktı, orada öylece durduğunu farketti... Hatta biraz öncesinden daha güzel bir halde durduğunu gördü... "- Gördün mü? Korkacak birşey yokmuş." dedi tanıdık sesin sahibi... "- Peki ya daha sonra bozulursa?" dedi çocuk, "- Herşey elbet bir gün kirlenir, paslanır, yok olur... Buna yapacak birşeyin yok." dedi ve duraksadı, birkaç saniye sonra... "- Eee beni gördüğüne sevinmeyi düşünmüyorsun sanırım?" dedi tanıdık sesin sahibi... "- E-evet bir dakika seni tanıyorum, sesin öylesine güzel ki... Görmedim ama seni, göremedim..." dedi, ve o yöne baktı... Öylesine şaşırmıştı ki gözlerinin önünde böyle bir duruluk görmeyi hiç düşünmemişti bile. "S-sen." dedi... Tanıdık sesin sahibi kendi dudaklarından biraz renk alıp gözlerinin içini gördüğü bu insanın dudaklarını mühürledi kendisi de "Sabret." dedi ve...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sustular...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık konuşmuyorlardı... ama bir kelime etmeden herşeyi biliyorlardı, konuşmak sadece dilin ucundan gelecek kelimelerle yapılacak değildi ya... Öyle yapıyorlardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El ele tutuştular, birbirlerinin gözlerini takip etmeye başladılar ve basit adımlarla birbirlerine uygun hareketlerin neler olduğunu öğrenmeye koyuldular...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu renk, yaşam, ölüm, düzen, duygu ve zaman karmaşası içinde birbiri ile en güzel dansı sergileyen iki insan haline geldiler... Saat dokuzu biraz geçmişti, gökyüzü biraz karanlıktı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-2158158491776537389?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/2158158491776537389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=2158158491776537389' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/2158158491776537389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/2158158491776537389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/zaman.html' title='Zaman...'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/RexCMXhOM9I/AAAAAAAAAAY/bi1e6EKs_kc/s72-c/slavery+of+time.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-7109479477983388472</id><published>2008-01-08T20:19:00.001+02:00</published><updated>2008-01-09T11:50:14.144+02:00</updated><title type='text'>Beyazlar içerisinde...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger2/5655/2321/1600/eternity.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger2/5655/2321/320/eternity.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/rengi-olmayan-renk.html"&gt;Saniyeler sonra heryer rengi olmayan renge boyanmıştı. O ise hala mutlu dakikalarını düşünüyordu...&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini kapadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saniyeler tek tek yere düşüp tükendiğinde her tarafını karanlık kaplamıştı, bu rengi seviyordu belki ama bu kadar çok olması rahatsız ediciydi onun için bile. Gözlerini açmadan etrafına baktı, yavaşça karanlığı süzdü, eliyle önündeki gölgeyi biraz araladı. Birşey göremedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elleri ve ayakları ile çevresini tanımaya çalıştı, rüzgarın dokunuşlarnı hissediyordu teninde açık arazide olmalıydı. Etraftaki sessiz gürültüden şehirden uzakta olduğunu anlayabiliyordu kolayca. Şimdi rengini bilmediği bir yerde tahmini ile yalnız olarak ayakta duruyordu. Gitmek istedi ama nereye gideceğini bilmeden bunu yapmasının imkânı yoktu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatlerce hiçbirşey yapmadan neredeyse hareketsizce ayakta durdu, gölgelerin ve zamanın oyunu içerisinde tek başına hiçbirşey yapmadan bekledi... Yoruldu... Kendisini sakince yere bıraktı ellerinden, yerde yalnızlığı ile beraber uyuyacaktı bugün de... Fazla düşünmeden gözlerini kapadı ve sonunun gelmemesini istediği derin bir uykuya daldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler geçti... Uyandı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar zaman geçtiğini, neden uyandığını bilmiyordu. Zaten uyuyabilmek adına pek bir umudu yoktu, anıları onu zaten terketmemişti... Terketmeyecekti de. Zihninden dışarıya attığı anıları onu rüyalarında yakalıyor, rüyalarından temizlediği anılar kâbuslarında buluyordu onu. Gözlerini açmaya çalıştı fakat korktu. Vazgeçti. Etrafına bakmaya devam etti yönünü bilmediği bir yöne doğru yürümeye başladı, bileğindeki zincirler ise çoktan kaybolmuştu, gözlerindeki lekelere neler olduğunu göremiyordu bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakikalarca, saatlerce, günlerce, aylarca zamanın içerisinde yolculuk yaptı belirsiz yönlere doğru... Birileri ile sohbet etmeye pek ihtiyacı yoktu, yalnızlığı yetiyordu ona çoğu zaman geçiyordu zaman, acılar, herşey... Fakat pek de göründüğü yalnız sayılmazdı, sadece yalnız olmadığının farkında değildi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine yaşamaktan yorgun düştüğü bir gün; zamansız bir rüyada her zamankinden farklı birşeyler belirmişti, ne olduğu neden farklı olduğunu önemsemiyordu rüya gibi... Fakat aklına girmişti bir kere. Aramaya koyulmadı önce, farketmedi bir an için orada olduğunu aslında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre sonra hiçliği yoklarken farketti orada olduğunu; önce biraz heyecanlandı, gürültü yaptı ona burada olduğunu belirtebilmek için yalnızlığı ile beraber yaşamaktan sıkılmıştı artık, başka birilerini görmeyi belki o da istiyordu bu sefer... Daha fazla gürültü yaptı kimseye duyurmadan... Gürültünün sessizce haber vereceğini düşündü, çabaladı... Yorulduğunda zamanı hâlâ bilmiyor ve tahmin etmiyordu, vazgeçti artık ve uyumaya koyuldu tekrar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakince bir rüyaya daldı hiçbirşeyini de yanına alarak, sabahı bekledi... Zamanını bilmediği, yüzünü görmediği sabahı bekledi içinde bir parça rüzgar ile... Zaman geçti... Uykusundan uyandığında hâlâ uyku sersemliği ile yapmayacaklarını düşünüyordu yine. Gözlerini açmadı, fakat bu sefer karanlık yerine aydınlık görünüyordu her yerde. Önce şaşırdı... Sonra umursamadı, "bir değişiklik olmuştur bilmiyorum" diye düşünerek gözleri kapalı etrafına baktı... Bakmadığı yönde onu farkettiğini farketti. Gözlerini açmaktan korkuyordu ama isteğinin önünde sadece kendisi vardı, var gücü ile çekti kendisini kendi önünden ve gözlerini açıp etrafa bakmaya çalıştı, o kadar zamandan sonra gözlerinin görmeye alışması zaman alacaktı... Buğu ve ıslaklık birikmişti gözlerinin önünde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce şaşırdı, hâlâ gözlerini açmamış gibiydi herşey hiçbirşey vardı etrafında sadece, onca zamandır yürüdüğü koştuğu bu yol hiçbirşeye mi gidiyordu sadece ? Anlamadı... Anlayamadığı o kadar çok şey vardı ve birikmişti ki şaşırdı... Etrafına bütün yönlere baktı farketmeden farketmesi gerekeni... Hiçbirşey yoktu... Her taraf; aşağısı, yukarısı, önü, arkası, bütün çevresi... Sadece beyazlık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakmadığı yöne baktığına O'nu farketti, sessizce baktı içerisinde biraz endişe ve korku ile bir süre... Kelimeleri kullanmadan "merhaba" dedi Beyazlar içindeki ona titrek bir şekilde, O gözlerinin içine sımsıkı bakıyordu hâlâ sadece, bir süre daha onu izledikten sonra "merhaba" dedi O da... "Fazla yaşamıyorsun herhalde burada, fazla uğraşmamışsın buraları doldurmak için ?" dedi, daha da titrek bir sesle "E-evet yani... Cevap vereceğim fakat sen de kimsin ?" diye sordu, "Kim olduğumu biliyorsun sadece aklındaki yerlerini almadılar henüz, anlayacaksın." dedi bu söze karşılık biraz duraksadı tam cevabı istiyordu fakat hiçbirşeyin kırılmasına göz yumamayacağı için "Peki.." dedi biraz daha duraksayıp "Aslında bilmediğim zamandan beridir buralarda yaşıyorum. Nasıl geldiğimi hatırlamak istemiyorum ve anlaşılan gitmek te istemiyorum." diye cevapladı, o sırada karşısında O'nu süzerken rüyalarının bir kısmının hayalden yapıldığını ve büyük bir kısmının parçalandığını farketti, hemen sormayı düşündü bir an... Vazgeçti... Böylesine bir sorunun cevabını verse bile nasıl anlayacaktı ki henüz... O bir süre daha baktıktan sonra "Benimle gel." dedi, "Fakat nereye ? Olmayan yerden olmayan bir yere mi ?" diye cevapladı, O gülümsedi ve elleri ile önündeki beyazlığı silerek sanki başka bir yere giden bir kapıymış gibi görünen bir boşluk belirledi önünde... "Benimle gel." dedi ve geçti içeriye doğru. Düşünmeden o da peşinden gitti, onca zamandan sonra şaşırtıcı geliyordu en küçük birşey bile. İçeriye girdiğinde O'nu gördü, fakat burası kendisi kadar boş ve renksiz değildi, her köşede birşeyler vardı içerisi büyük ölçüde yıkılmış görünüyordu... "Etrafına bakma, sadece zamansız bir zamanlama. Herşey düzeleceğini umuyorum." dedi fakat gözlerinde huzursuz bir kaygı ve belirli belirsiz bir grilik vardı... O "Geleceğim." dedi... O'nun boyununun çevresini kaplayan sanki bir lekeyi andıran renksizliği farketmedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri geldi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz bakındıktan sonra zamanı olmayan bu dünyada bitmek bilmeyen zamanla yarışarak konuştular, anlattılar, sustular... Kendi boş dünyasından farklı, bu renkli dünyayı süzüyordu burası öylesine karışıktı ki mutluluk ve acı, sevgi ve nefret, sıcak ve soğuk, karanlık ve aydınlık birbirlerine karşı hiç umursamadan oyunlarını sergiliyor, aynı yerde barınıyordu. Yine etrafı süzüp tanımaya çalışırken, "Fazla kapılma bu dünyaya, sadece zamanın koptuğu bir anda seni buldum. Biraz daha zamana ihtiyacım var..." dedi ve elindeki biraz eski soluk beyaz renkler almış, çizgileri acemice çizilmiş Fotoğraf'ı gösterdi, "Çok yakın zamana kadar herşey çok güzeldi, buralar göründüğü kadar kötü değildi. Şimdi ise saniyelerin insafına bırakıldı hayatım." diye ekledi. Duraksadı bir süre, yüzü hüzünlü bir hal aldı. Fotoğrafa bakarken "Herşeyin böyle olmuş olması... Bunca zamandan sonra..." iç çekti, "Geçti zaten boşver etrafı toplamam lazım. Sen..." diye söze başlayacakken fotoğrafa sabit bir ifade ile baktığını gördü bu renksiz arkadaşının "Neler oluyor ?" diye sorgu Beyazlar içindeki, yanıt alamadı. Harfleri tek tek toparlayıp birleştirdikten sonra tekrar sordu aynı soruyu, yine bir cevap alamadı... Bir süre daha duraksadıktan sonra "Cevap vermeni istiyorum neler oluyor ?" diye tekrarladı beyazlar içindeki&lt;br /&gt;bir süre duraksadı; aklından taşan düşüncelerini topladı, içerisindeki fazla havayı, kini ve nefreti serbest bıraktı ve "Senin acı çekmene neden olan insan bu muydu ?" diye sordu, "E-Evet. Neler oluyor söylesene ?" diye cevapladı beyazlar içindeki, cevap olarak "Anlatacağım." dedi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatmaya başladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saniyeler, dakikalar, saatler, günler, haftalar boyunca herşeyi anlattı kendisi ile ilgili bildiği herşeyi... Saatler boyunca anlattı ve dinledi, her yeni kelime daha farklı bir parçayı gerçeklik boyutuna kazandırıyordu ikisi için de. Kelimeler tükendiğinde ikisi de derin birer iç çekti. "Şimdi neler olacak ?" diye sordu beyazlar içerisindeki "Bilemiyorum, zaman yanıtlayacak.&lt;br /&gt;Bilemeyiz de zaten." diye cevapladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başını çevirip etrafına baktığında kendi renksiz ve beyaz dünyasının bir kısmını bu dünyaya karışmış buldu, korkarak... "Hayır, hayır!" diye serzenişte bulundu ve "Olmamalıydı böyle, özür dilerim kapatmalıyım burayı, hayır hayır..." diye seslendi. "Senin yapabileceğin birşey yok bunu değiştiremezsin." dedi beyazlar içindeki. Şaşkın bakışlarla etrafına bakarken "Ama... Ama..." kelimeler söylemeye çalıştı... Yenik düştü... "Ama..." dedi son defa ve sustu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirlerinin dünyasına anlaşılmaz bir hızla ve ikisinin anladığı fakat yine de kolay kolay anlaşılamayacak bir şekilde karıştılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise zaman ölümsüzlüğü ile ilerliyor herşeyi akışına bırakıyordu onlar gibi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-7109479477983388472?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/7109479477983388472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=7109479477983388472' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/7109479477983388472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/7109479477983388472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/beyazlar-ierisinde.html' title='Beyazlar içerisinde...'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-8774746473335619221</id><published>2008-01-08T20:15:00.000+02:00</published><updated>2008-01-08T20:16:02.146+02:00</updated><title type='text'>Rengi olmayan renk...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/R4O9hgTQpOI/AAAAAAAAAB8/Xt9-uswMGGI/s1600-h/730924058_be2d9de878_m.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/R4O9hgTQpOI/AAAAAAAAAB8/Xt9-uswMGGI/s400/730924058_be2d9de878_m.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153170781946029282" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sadece yürüyordu yolundaki engellere takılmadan. Bileğindeki zincirler bu denli ağırlık yapıyor olmasa daha da fazla yürüyebilirdi belki ama zaten nereye yürüdüğünü bilmediğinden umrunda değildi fazla da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçmak istiyordu kendinden, tek amacı olabildiğince uzaklaşmaktı olabildiğince uzağa kaçmaktı. Mutlu olacağına inanıyordu eğer kendisinden kaçmayı başarabilirse. Kendisi her ne kadar onu kusursuzca takip ediyor olsa da kaçıyordu var gücü ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse bütün gün koşmuştu, yorulduğunun farkındaydı fakat sadece koparmak istiyordu aradaki bağı. Geçen birkaç saatten sonra o kadar yorulmuştu ki parmakları artık istediği yönü seçmez olmuştu, dizleri artık ayakta durmayı istemez olmuştu, gözleri doğru yöne bakmaz olmuştu artık, zihni bile doğru şeyler düşünemiyordu her ne kadar istese de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafına görebildiği kadarıyla baktı, ucu bucağı görünmeyen bir ormanın içinde olduğunu farketti, ağaçlar biraz kirlenmiş zamanın izlerini üzerine kazımış üzüntüyle sunuyorlardı görüntülerini, orman sanki birşeylerin korkusunu taşıyordu içinde. Saklıyordu herkesden... Farkındaydı ama umrunda değildi bu onun, boşverdi. İki kişinin sığabileceği bir ağacın altını aradı bir süre, sonra ilerideki kaslı ağacın ayaklarına doğru yönlendi kendisini, zincirlerini ve kendisini bıraktı oraya biraz uyumalıydı. Biraz dinlenip kaçmayı tekrar deneyecekti kendisinden, hatta uyurken kaçmayı planlıyordu... Hoş bu plan onlarca kere işe yaramamıştı ama kimsenin mükemmel olmadığını bir seferinde hata yapacağını da biliyordu. Her seferinde kendisinin hata yapacağını umarak kalkışıyordu bu işe ama yine de sonuç hüsran oluyordu... Kendisinden kaçmak için değil miydi amaç ? Ne önemi var daha binlerce kere deneyebilirdi... Deneyecekti de... Deniyordu da... Ağacın altına yattılar iki kişi, uyuyana kadar seslerini çıkarmadılar planını gece gerçekleştirmeyi düşünüyordu fakat öylesine yorulmuştu ki kendisinden önce uyudu... Gecenin soğuk sessizliği altında saatler geçmişti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini açtığında kendisi de uyanmıştı onu bekliyordu. Hatta kaçmaya başladığında onun peşinden koşmak için hazırdı bile. Hızlanarak tekrar koşmaya başladı, kaçabildiği kadar kaçacaktı yine, yeni bir yorgunluğa, yeni bir uykuya sıra gelene kadar kaçmaya devam edecekti... Hayatı boyunca bunu yapmıştı ve hayatının sonuna kadar da kovalandığı sürece bunu yapacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ormanda saatlerce koşmuştu yine, kaçmaya devam ediyordu. Akıllıca hareketler yapıp, akıllıca cevaplar alıyordu kendisinden. Tam bir uçurumun kıyısından aşağı atlayıp gözden kaybolmayı planladığında uçurumla ilgisi olmayan fakat orada durup etrafa gözlerini diken bir kıza takıldı gözü. Güçlü birisine benziyordu fakat buralarda yanlız ne yapıyordu, böylesine bir ormanda olmadık şeyler olabilirdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak etti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanına doğru hızla ilerlemeye başladı. Daha yaklaşmadan "- Çaren yok ki." dedi oradaki masum kız. Neye ithafen bu cevabı aldığını biliyordu, sorgulamadı da zaten. "- Ya kaçabilirsem ?" diye cevapladı yine de "- Kaçamazsın işte, bu yüzden çaren yok." diye yanıtladı sakin ve kendi duru güzelliğine sahip kız. "-Seninki nerelerde ?" diye sordum, buralardadır, başkaları olduğunda etrafta olmayı sevmez, saklanıyordur." dedi... Tam kendimi tanıştırmak için olduğu yöne döndüğümde kendimin orada olmadığını farkettim. "-Sanırım benimki de oyun oynuyor şimdilik, daha önce kimseyi görmemişti. Çekinmiştir büyük ihtimal ile." dedi. Kafasını sallayarak anladığını belirtircesine harekette bulundu. Gün içerisinde konuştular uzun süre, kaçmaktan vaz geçti ikisinin de kendisi ortalıkta görünmüyordu. İlk defa tamamen belki onlardan kaçmayı başarmışlardı diye düşünüyorlardı ama böyle birşeyin olmadığını yine kendileri söylüyorlardı aynı şekilde. Koskocaman bir günü konuşarak geçirdiler oldukları noktada... Gece olduğunda hala konuşuyorlardı, kaybolan sabahı bekliyorlardı... Sabah olunca tekrar kaçmaya başlayacaklardı belki de hiçbirşey belirli değildi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün gece sohbet ettiler, kaçmadıkları için yorulmamışlardı da. Bunun getirdiği enerji ile yorgunluk bile hissetmeden konuştular birbirini kovalayan saatler ardından. Sabahın ilk ışıkları gözünü açtığında birbirlerinin ellerini tutuyorlardı, düşüncelerinde hiçbirşey yoktu sadece birbirlerinin ellerini tutarak içerilerindeki huzuru arttırıyorlardı kendilerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koskocaman bir hafta geçtiğinde hala mutluydular ve hala kaçmıyorlardı kendilerinden, kaçmadıkları için mutluydular belki de ayrıca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece yine huzurunu gözlerine yükleyerek uykuya daldığında sabahnıda başına geleceklerden habersizdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini açtığında kendisini ölü buldu yanında, etrafına baktı korku ile gözlerini olabildiğince dikkatli açtı. Böyle birşey olabilir miydi ? Bunun olması iyi miydi ? Bunu kim yapmıştı hem ?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"-Sakin ol." diye bir ses duydu, kızın sesiydi açık bir şekilde... Tanıyordu bu sesi. "- Nasıl ? Nasıl olur bu ?" diye cevapladı korku ile, "- Ben öldürdüm, öyle olması gerekiyordu." dedi, "- Ama beni nasıl öldürürsün, hem de benim haberim olmadan." dediği gibi "-Böylesi daha iyi oldu." dedi cevabını bekletmeden bu güzel ve masum kız. Gözlerine baktığımda açıklama yapma ihtiyacı duydu. "- Uyuduğun süre boyunca onunla konuşuyordum, aslında ne kadar gereksiz. Ne kadar sinir bozucu bir kişilik olduğunu anladım." Uykuya daldığında da çekinmeden boğazını sıktım... Hem senin içinde iyi olmuştur böylesi." dedi. Herhangi bir cevap beklemeden. "-Ben gidiyorum" dedi. saniyeler sürmeden gözden kaybolmuştu bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mantıklıydı, böylesi gerçekten daha iyi olmuştu onun için. Sonunda kurtulmuştu kendisinden ama mutlu hissetmiyordu bu sefer de. Ormanda yanlız koşuyordu artık, amaçsızca koşuyordu. Amaçsızca yaşıyordu. Uzunca geçen tam olarak ne kadar olduğunu bilmediği bir sürenin ardından tekrar bir kuytu köşede karşılaştı kızla... Uyuyordu, sanırım koşmaktan yorulmuştu o da kendisi gibi ama kaçacak biri kalmadığı için çok yorulmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini kıza dikti, uyanmasını bekliyordu... İkisi de yerde yatıyordu. Sadece izledi, onun kendisine yaptığı gibi öldürmeyi aklından bile geçirmemişti. Sadece bekliyordu gözlerini açmasını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız gözlerini açtı derin karanlığın altından baktığında karşısında o çocuk duruyordu. "- Sen miydin dedi." cevap bile vermedi buna karşılık olarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir ırmağın önünde duruyorlardı şu an, birkaç saat sonra tekrar derin sohbete dalmışlardı. Yine mutlu olmuştu onu bulduğuna mutluydu, bu sefer kaybetmemek için elinden geleni yapacaktı. Geçen uzun süreyi saymak için düşünmüyordu bile artık. Uykusuz geçen günlerin, uykuyla biten saatlerin ardından bir gün uyandığında yine her zamanki gibi olduğu yerde tekrar mutlu olmak için ona baktığında olduğu yerde olmadığını farketti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse diye geçirdi içinden, bu sefer sorun yoktu zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam ayağa kalktığı anda korkunç bir acıyla yere geri düştü, göğsünden sertçe ve ne olduğu anlaşılmayacak kadar hızlıca geçen birşey onu fena halde yaralamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılmazlığı bile anlamayamadan yere düştü... Kanaması öylesine çoktu ki kalksa bile birşey yapamayacağını net bir şekilde biliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünü izlemeye bıraktı kendisini kısa bir süre sonra, gittikçe kan rengine boyanan gökyüzü ona neler olduğunu unutturmuyor gelen şeyin farkında kalmasını sağlıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saniyeler sonra heryer rengi olmayan renge boyanmıştı. O ise hala mutlu dakikalarını düşünüyordu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-8774746473335619221?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/8774746473335619221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=8774746473335619221' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/8774746473335619221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/8774746473335619221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/rengi-olmayan-renk.html' title='Rengi olmayan renk...'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/R4O9hgTQpOI/AAAAAAAAAB8/Xt9-uswMGGI/s72-c/730924058_be2d9de878_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-4775640410905055884</id><published>2008-01-08T20:09:00.001+02:00</published><updated>2008-01-08T20:09:37.130+02:00</updated><title type='text'>Belki dört, belki de beş saat oluyor...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/769/1871/1600/471676_79157200.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: none; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/769/1871/320/471676_79157200.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Saatlerdir aynı bankta oturuyorum, belki dört belki de beş saat oldu burada böyle hareketsizce etrafı seyrettiğim süre. Aslında pek bir manzara yok da izliyorum işte, yeşilin rengini almaya çekinden bir parktayım. Hava kapalı biraz, her an yağmur yağabilirmiş gibi bir hali var. Etrafımda küçük çocuklar koşturuyor, mutlular sadece. Birbirleri ile eğleniyorlar, sadece dokunup kaçıyorlar birbirine. Hiçbir amacı yok aslında onlar için, maksat eğlence olsun. Zaten eğlenmek için yaşamıyorlar mı, yaşamıyor muyuz şu dünyada ? Herkesin amacı mutlu sonlandırmak değil mi hayatını ? Neyse boş verelim bunları, uzadıkça uzar bunlar, başım ağrıyor biraz zaten. Bu banka geldiğimden beri artmayan fakat azalmayan bir ağrı. Anlamadım nerden geldiğini. Tam karşımda ufak bir su birikintisi var, basit bir su parkındayım işte biraz huzur bulmak için gelmiştim zaten. Huzurlu sayılabilirim ama içimde fena halde bir karışıklık var, aklımdan geçen şeylere kendimi inandırmasam iyi olacak gibi yoksa bir sorunun olduğu falan yoktur aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneşin canı sıkıldı biraz bulutların yoğunluğu yüzünden, o bu gün herkese neşeli sıcak bir gün sunmak istiyordu fakat bulutlar engel oldu. O da fazla zorlamadı zaten kendini, bu günü de bulutlara bıraktı. Aslında günler çoğu zaman bulutlarındı, Güneş zaten hep orada olduğu için çok fazla kafasına takmazdı bulutları ama uzun zamandır kopmayı reddetmişti bulutlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım yağmur yağacak, düşen şimşeği farkedemesem bile arkasından gelen çığlık bana ıslanmayacağım bir yere gitmemi hatırlatıyor gibi. Kalksam mı ? Kalkmasam da olabilir belki, sonunda hasta olabilecek olsam da yağmur damlaları ile yıkanmak isteyebilirim belki, olabilecek en saf ve temiz su ile yıkanmak isteyebilirim ama hasta da olabilirim. Hmm ama dur, biryere gitmeme gerek yok ki. Zaten bu bank bir ağacın gölgesi ile korunuyordu özünde iyilik taşıyan güneş ışığından. Yağmur damlaları erişemez ki zaten bana, erişseler bile sırılsıklam olmam birkaçı belki değer bedenime... Gelsin onlar da, sorun değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci gürlemeyi duyduğumda anda yağmur sesini bedenimde hissettim birden, o kadar hızlı başladı ki yağmur neye uğradığımı şaşırdım birden. Çok hızlı çarpıyor yere yağmur damlaları... Bir yağmur damlası olarak canlandırdım da kendimi canımın yandığını hissettim neredeyse bir an. Hava soğudu biraz, yere yakın yüzeylere çarpan damlaları oluşturduğu sis görüntüsündeki ıslaklık yüzündendir. Biraz üşümüş de olsam yağmuru izlemek güzel şu an için yağmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse yarım saatten fazla oldu etkisini kaybettiğini söyleyemem fakat biraz üşümeye başladığımı biliyorum, kafama ilerideki şey takıldı, bu gözlerimin bana sadece bir oyunu mu yoksa orada gerçekten yağmura aldırış etmeden sadece olduğu yerde oturup umarsızca bekleyen biri mi var ? Merak ediyorum aslında, oraya doğru mu gitsem yoksa hızlıca bir evin çatısı altına mı girsem ıslanmamak için. Takıldı orası aklıma, neyse. Gidiyorum, her halikarda ıslanacağıma göre en azından birşeylere emin olmak iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaştıkça daha da kararsız kalıyorum çünkü yağan yağmur öyle şekiller bırakıyor ki gözümde orada aslında bir nesnenin bile olmadığını söyleyebilirim belki birkaç metre kala gözlerimin bana şaka yapmadıkları apaçık ortada... Üzerinde incecik bir kıyafetle oturan birisi var burada. Korkmuş gibi bakıyor biraz, yüzünü tam seçemiyorum, boş boş su birikintisine bakıyor, göl denilebilecek kadar büyük birşey değil ama göl denilebilecek özelliklere sahip birşey işte. Yaklaşıp yanına otursam iyi olabilir, zaten ıslanacağım kadar ıslandım. Hasta olacaksam bile umrumda değil artık, dikkatimi çekti bu insan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaşça yanına oturuyorum, kafasını bana dönmeden geldiğimi anlarcasına işaret ediyor bedeni ile. Yüzüne fazla dikkat etmedim, bakmaya da çekiniyorum belki rahatsız edebilirim diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"- Neden burada böyle oturuyorsun, üşüyebilirsin bak -ki görünüşe bakılırsa çoktan üşütmüşsündür, neredeyse tamamen ıslanmışsın." diyorum. Hiç kıpırdamadan hatta neredeyse hareket etmeden, "-Ne önemi var, şu an istediğim tek şey burada oturmak. Diğerleri ilgilendirmiyor beni. Hem sen de oturuyorsun şu an yanımda." diye cevaplıyor, bu beklemediğim cevap sonrasında biraz şaşırıyorum. "- Aah, haklısın evet merakıma yenilerek buraya senin ne yaptığını çözmeye gelmiştim aslında, rahatsız etti isem özür dilerim." diyorum evet çekindim biraz hatta rahatsız ettiğimi düşündüm arada. "- Boşver, olmayan birisini kim rahatsız edebilir ki zaten. Önemi yok, hem zaten seni bekliyordum." İyice şaşırdım, beni nasıl bekleyebilir ? Tanışmıyoruz ki, yüzüne bakmamış olsam da tanışmadığımızı söyleyebilirim neredeyse. Yüzüne bakmayı aklımdan geçiriyorum bir an ama... Gizemini koruyor böylece, bakmamaya inat ediyorum kendimce. Çok merak ediyorum aslında kim olduğunu. "- Beni ? Neden beni bekl..." dediğim anda sözümü keserek devam ediyor. "-Rahatlamaya ihtiyacın vardı sadece ben de bu dileğini yerine getirdim." tamamı ile şaşırdım nefes alıyorum tekrar birşeyler söylemek için fakat sözünü devam ettiriyor ben birşeyler söyelyemeden. "-Düşen yağmur damlalarını görüyor musun ?" , "-Onlar senin yüzünden düşüyorlar aslında aşağıya." , "-Aslında bulunduğun durumu yöneten tek kişi sensin." bu anlamsız cümleler karşısında gerçekten afallıyorum bu sefer. Anlamadım, neredeyse hiçbirşey anlamadım. Çocuk tekrar bana dönüp, "-Üşüyor musun ? Yağmur damlaları seni ıslatıyor mu ?" diye soruyor, çok üşümüş ve soğuğun buz kristallerini her yerimde hissetmiş olsam da "-Hayır" diye yanıtlıyorum nedenini bilmeden, "- Hep kandırdın kendini" , "-Aslında olanları fakat umursamadıklarını hep içine attın böyle yaparak." , "-Yaptığın şeylerden çekinme, yapacağın şeylerin sonucunu bil fakat merak etme." , "-Mutsuz hissetme anlamsızca, kendi ruhunu biraz daha serbest bırak. Emin ol serbest bıraktığında kaçmayacak aksine olabildiğince uzağa gidip sana olabildiğince yakın olacak." diyor, kafam karışmıştı evet iyice karıştı şu an ama ne anladığımı bilmeden birşeyler anlıyorum. Cümle kurmaya çalışıyorum fakat kelimeler zihnimin uçsuz bucaksız köşelerine kaçıyorlar ben onları düşünemeden. Cümleyi kuramadığım için derin bir nefes alıyorum sadece. "-Hadi kalk şu oturduğun banka dönelim geri, ıslandın iyice." dedikten sonra kalkıyor hızlıca, ben ise hala şaşkın bir haldeyim, kalkıyorum ona uyup. Banka doğru yöneliyorum ama bir eksikle... Nereye gitti bu çocuk ? Garip... Hiçbirşey anlamadığımı bu kadar net anlamamıştım belki de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur var gücü ile devam ediyor, etkisini de hiç kaybetmedi... Aslında eve dönebilirim, çocuk gitti zaten ama... Bilmiyorum, eve dönmek istemiyorum. Oradaki banka gideyim en iyisi hasta olacağım kesinleşti artık en iyisi hasta olmadan önce bu görüntüyü biraz daha izlemek. Biraz hızlı biraz yavaş adımlarımı alarak oturuyorum banka biraz önce olanları anlamaya çalışıyorum bir parça da olsa. "-Neydi ki bu ?" diye geçiriyorum aklımdan, birden bir sesle irkiliyorum. "-O sendin". Kafamı çevirmeden farkediyorum, çocuk yanımda oturuyor. Şaka yapmıştır belki de. Bu sefer gerçekten merak ettim, kim bu insan... Korkakça bir ifade ile yüzüne bakıyorum, boş bir suratla karşılıyor beni ben. Tamamı ile, herşeyi ile ben varım kendimin yanında. Beni bu kadar iyi tanımasından anlamalıydım zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omzumdan tutuyor sıkıca arkadaşlığının göstergesi olarak. Sırtına yavaşça dokunarak cevaplıyorum ben de onu. Yağmur hala hızını azaltmadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankta oturmaya devam ediyorum kendim ile birlikte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatlerdir aynı bankta oturuyoruz, belki dört belki de beş saat oldu burada böyle hareketsizce etrafı seyrettiğimiz süre. Sadece sonu gelmeyen bir yağmur var, bitmesini bekliyoruz. Kafama ilerideki şey takıldı, bu gözlerimin bana sadece bir oyunu mu yoksa orada gerçekten yağmura aldırış etmeden sadece olduğu yerde oturup umarsızca bekleyen biri mi var ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-4775640410905055884?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/4775640410905055884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=4775640410905055884' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/4775640410905055884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/4775640410905055884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/belki-drt-belki-de-be-saat-oluyor.html' title='Belki dört, belki de beş saat oluyor...'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-2044784198403887199</id><published>2008-01-08T20:07:00.000+02:00</published><updated>2008-01-08T20:08:25.503+02:00</updated><title type='text'>Yorgun Kar Taneleri...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/769/1871/1600/536533_73167010.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/769/1871/320/536533_73167010.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gecenin bir yarısı yataktan kalkıyorum; hava siyaha boyanmış, gökyüzü herşeyin rengini çalıyor hayattan. Uzunca bir odaya genişçe yerleştirilmiş yatağımdan kalkıyor koridor gibi olan odamda kapımın önüne yığılmış karlara doğru yürüyorum. Hava sıcak aslında, yerdeki karlar üşümüşler midir ? Kimbilir. Kapının önündeki kar yığınlarına bakıyorum bir an, sessizce terkediyorlar odayı sıkılmış olsalar gerek. Yatağıma dönmek için geri hareketleniyorum, biraz bulanık görüyorum. Gözlerimin etrafında kuruyan kandan olsa gerek, açık hava altında pıhtılaşıyorlar ne de olsa. Onlara suç bulamam, benim suçum da değil etkenlerinin suçu. Hem zaten umrunda değildir kanın da pıhtılaşmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğazım kurumuş sanki, gidip bir su içsem iyi olabilir. Yavaşça dışarıya çıkıyorum, etraf bembeyaz renklerle kaplı. Gecenin grisinin yoğunluğunu saymazsak tabi, beyazı kirletmeye çalışıyor ama beyaz direniyor. Ben de beyazdan yanayım zaten sonunda yenilecek olsa da beyazı tutuyor olmak benim şu anki gururum. Etrafı yüksekçe duvarlarla çevrilmiş bu arka bahçenin ortasında duran yanlızlıktan sıkılmış iki ağacın arasındaki musluğa doğru yöneliyor gözlerim, yaklaştıkça fısıltılar duyuyorum sanki. Ağaçlar kendi aralarında konuşuyorlar, acılarını paylaşıyorlar. Birisi derdini anlatıyor diğerine, ona karşılıksızca gölgesini verdiğini fakat karşılığında bedenine keskince birşeyle vurulduğunu, en önemli parçalarnının ondan onu öldürmek için ayrıldığını anlatırken gözleri doluyor. Üzerindeki kırıklaradan aşağı akıyor ağacın göz damlaları, yavaşça elimi aktığı noktaya uzatıp kana kana içiyorum. Bu kadar temiz bir şey varken kim şehrin neresinden geldiği belli olmayan klorlu suyu içmek ister ki. Gözlerimle selamlıyorum, teşekkürlerimi sunuyorum ona. O da farkında olmadan yaptığı bu iyilik karşısında bana da kendisi teşekkür edermişçesine büyük bir gülücük ile cevaplıyor beni. Arkadaşı da mutlu, ben de mutluyum. Hepimiz mutluyuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam geri dönerken bir an duraksayıp başımı gökyüzüne kaldırıyorum, kar yağıyor sanki ama yorulmuşlar sanki. İnmiyorlar aşağı. Kafamı, gözümü, ellerimi çarpıyordum zaten yürürken bir çoğuna ama farketmemiştim düşmediklerini. Birisini tutup ellerimle yere koyuyorum. Bana birşey bile söyleyemeden eriyip gidiyor yerde. Fakat bu nasıl olur ki, bastığım her yer karla kaplı ? Neyse oldu işte. Umarım huzuruna kavuşmuştur o da. Merak edip diğerlerine soruyorum neden düşmediklerini. Cevaplamıyorlar. Sanki sadece dinlenmek istermiş gibi asılı kalmışlar gözleri kapalı etrafı seyrediyorlar. Birkaçtanesinden izin isteyip üzerlerine çıkıyorum, biraz yukarıdan bakarsam belki birşeyler anlayabilirim diye... Uhh! Çok yüksek oldu, her nerden baksam en azından bir ev çatısı yüksekliğindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yükseklerde olmayı severim fakat amacım yükselmek değildir hiçbir zaman, oraya çıkacaksam kendim çıkmak isterim şimdi de öyle yaptım en azından huzurlu hissediyorum. Dostluğumuzla bıraktığım ağaçların üzerine doğru yürüyorum kar tanelerine sakince basarak, uyandırmayayım. Yorgunlar ne de olsa, hem zaten yerden çok yükseğim şu an eğer onları korkutursam düşüp yaralanabilirim, yaralanmak istemiyorum durup dururken. Ağaç dallarının ince olanlarından birine tutunuyorum yavaşça süzülüyorum kartanelerinin üzerinden, bir kaçyüz kar tanesinin daha üzerine çıkıp şehirin sokak lambalarının beni rahatsız edemeyeceği kadar yüksek bir yerde duruyorum. Yorgunluk hissediyorum fena halde eklem yerlerimde, zaten belim de ağrıyor biraz. O rahatsız yataktandır, bir tarafı içeri gömülü olduğu için rahat duramıyorum yatakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında dışkapı hala açık; dışarıya şeffaf gün ışığı çarpıyor kapının etrafından, rengini gizleyen ay ışığı karşılıyor onları da kapının eşiğinide. Birbirlerine karışarak kendi saadetlerini yaratıyorlar. Şimdi aşağı inemem hiç hem kendi keyfimi kaçırmayayım hem de gün ışığı ay ışığı ile mutlu oyunlarına devam etsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç zorlamadan biraz kartanesi topluyorum ellerimle, yavaşça yığın yapıyorum. Sonra boyutuma uygun olduklarında üzerlerine çok yavaş bir şekilde uzanıp düşmeyen kar tanelerini, akmayan ışığı, görmeyen güneşi izlemeye koyuluyorum zaten üzerimdeki yorgunluk hissi de giderek artıyor... Farkında olamadan gözlerimi kapatıyorum, sakince gerçekliğe dalıyorum gözlerimdeki pas renkli kan lekelerini silemeden. Kar taneleri de hala yorgun olsalar gerek, çoğu yere düşmeyi istemiyor, belki de korkuyorlar... Bilmiyorum fakat böyle iyi. Benim için yaptıkları iyiliği unutmayacağımı biliyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey yolunda görünüyor, sonsuz bir huzurun uykusuna yatmış durumdayım. Kalkmaya üşeneceğimi biliyorum ama şimdilik uyuyoyum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-2044784198403887199?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/2044784198403887199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=2044784198403887199' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/2044784198403887199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/2044784198403887199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/yorgun-kar-taneleri.html' title='Yorgun Kar Taneleri...'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-6743439194492249153</id><published>2008-01-08T20:02:00.000+02:00</published><updated>2008-01-08T20:07:14.058+02:00</updated><title type='text'>Keşke...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/R4O7xQTQpNI/AAAAAAAAAB0/DYmWZ4cJe98/s1600-h/moussette_aur16jul1_full.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/R4O7xQTQpNI/AAAAAAAAAB0/DYmWZ4cJe98/s400/moussette_aur16jul1_full.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153168853505713362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Deliren bir insanın son çığlığı.&lt;br /&gt;Neden delirdin?&lt;br /&gt;Ben sana bir soru sorayım öncesinde, hayatında yaptığın ufak bir hata sonunu göremediğin kadar büyük bir yıkıma yol açtı mı hiç ?&lt;br /&gt;Düşünmeme izin ver.&lt;br /&gt;Çok çok büyük yıkım olmasa da bir sürü kez yapmışımdır.&lt;br /&gt;Bu güne kadar yaşadığın en büyük mutluluk yine bu güne kadar görmediğin hatta göremeyeceğin kadar büyüklükte bir üzüntü ile sonuçlandı mı ?...&lt;br /&gt;İşte..&lt;br /&gt;Mutsuz birisiyim ben.&lt;br /&gt;Sadece anlık mutluluğa sahibim.&lt;br /&gt;Mesela hayatımın en güzel gününü bundan bir iki hafta önce yaşadım o kadar.&lt;br /&gt;Benim de bütün hayatım anlık mutluluklardan haz almaya bakaraktı...&lt;br /&gt;Mutsuz anlarımda artık onu düşünür oldum o kadar.&lt;br /&gt;Lanet olsun hayatın derdi ne o zaman insanlarla...&lt;br /&gt;Tanrıların bizimle derdi ne kaderimizi yazarken yaptıkları çekim hatalarını izleyip bize mi sırıtıyorlar sorun nerde ?...&lt;br /&gt;Kaderimizi kendimiz çiziyoruz. Ama bu karşımıza çıkan sorunların sebebinin biz olduğunu göstermez.&lt;br /&gt;Mutlu olmayı öğrenmek lazım. Ben daha beceremedim ama elbet bir gün mutlu bir insan olacağım.&lt;br /&gt;Sen de mutlu olursun.&lt;br /&gt;Olmuyor işte lanet olsun olmuyor.&lt;br /&gt;Çabalıyorum elimden kaymaması için çabalıyorum şu an yaşıyorsam, yaşayarak acımı uzatıyorsam sadece ikinci bir umut için.&lt;br /&gt;İkinci, üçüncü, dördüncü...&lt;br /&gt;Ne umudum söndü. Ama hâlâ çabalıyorum. Bir şekilde ben de mutlu olacağım.&lt;br /&gt;Herşeyin değişirse mutlu olabilirsin.&lt;br /&gt;Öyle tahmin ediyorum en azından.&lt;br /&gt;Peki ya hayatının sonuna kadar "mutlu olacağım" düşüncesi ile yaşarsan farkında olmadan ?&lt;br /&gt;O zaman kim karşılayacak mutsuz geçirdiğin bir ömürü ?&lt;br /&gt;O zaman kim söyleyecek ya da kim inandıracak seni boşa çabalamadığına ?&lt;br /&gt;Peki ya sonunda mutlu olursan ve bu mutluluk tüm mutsuzluğunu karşılayacaksa?&lt;br /&gt;Tamam işte.&lt;br /&gt;Ben bir kere gerçekten mutlu olduğumu hissettim.&lt;br /&gt;Kısa sürmüş olabilir ama hissettim.&lt;br /&gt;Ben de bir gün boyunca mutlu oldum.&lt;br /&gt;Şimdi düşünüyorum, gerçekten mutsuzum.&lt;br /&gt;Şimdi ben de düşünüyorum, mutsuzken, mutlu olduğum zamanı.&lt;br /&gt;Böyle yaşamaya devam etmek istemiyorum işte.&lt;br /&gt;İster istemez yüzüme bir gülümseme yayılıyor.&lt;br /&gt;Gerçekten mutlu olduğunda hayata sonuna kadar bağlanıyorsan.&lt;br /&gt;Gerçekten mutsuz olduğunda hayatı sonuna kadar bırakmak. Herşeyi koparmak mantıklı değil mi ?&lt;br /&gt;Gerçekten mutlu olanlar hep mutlumuydular?&lt;br /&gt;Belki onlar da zor zamanlar geçirdi?&lt;br /&gt;Fakat en sonunda güzel güzel yaşıyorlar.&lt;br /&gt;Peki hayatı bırakınca ne olacak?&lt;br /&gt;Ondan sonrası ne?&lt;br /&gt;Peki sen ne kadar bekleyeceksin daha ?&lt;br /&gt;Ne kadar daha acılarınla yüzleşmeye çalışmadan yaşayacaksın ne kadar daha kendini kötü hissederek bütün bir günü geçireceksin? Ne kadar daha katlanmayı planlıyorsun buna ?&lt;br /&gt;Mutlu olduğum güne değin.&lt;br /&gt;Peki ya mutlu olduğun gün ?&lt;br /&gt;İşte o zaman her şey güzel olacak.&lt;br /&gt;Hem de çok.&lt;br /&gt;Sonrasında bitecek.&lt;br /&gt;Sen yine aklına kazınan acılarla kalacaksın.&lt;br /&gt;Mutluluk mu? Nereden bitiyorsun biteceğini?&lt;br /&gt;Ne zaman bitmedi ki ? Sen nasıl kanıtlayabilirsin ki bitmeyeceğini ? Nasıl kanıtlayabilirsin insanların mutluluklarını kendine saklamadıklarını aslında ?&lt;br /&gt;İşte ben kanıtlayamadığım için deneme yanılma yöntemine gidiyorum.&lt;br /&gt;Sense mutlu olma olasılığını hiçe sayıyorsun.&lt;br /&gt;Peki şöyle düşünelim. Acıyı mutluluğun geleceği güne kadar çekmektense en büyük acıyı bu gün çekip mutluluğu aramadan zaten gideceğin sonuna kendin gitmek mantıksız mı ?&lt;br /&gt;Sen sonunu biliyor musun? Bak, yine olasılıklara döneceğiz galiba.&lt;br /&gt;Açık açık konuşurum ama sen beni dinler misin bilemiyorum.&lt;br /&gt;Söyleyeceklerime inanmazsın ki...&lt;br /&gt;Benim inancımda ben ölümden sonrasına inanıyorum.&lt;br /&gt;Pes edeceğim zamanlarda bunun sayesinde dayanma gücü buluyorum.&lt;br /&gt;Sen inanıyor musun?&lt;br /&gt;Benim için ölümden sonrası yok. Başka bir beden var belki, belki o da yok.&lt;br /&gt;Bu benim ölmemem için bir sebep.&lt;br /&gt;Bir başka sebepse kendimi avutmam.&lt;br /&gt;Bir şekilde.&lt;br /&gt;Şu an ben o durumdayım işte.&lt;br /&gt;Gerçi hemen sonrasında kendime saçmalama deyip tekrar mutsuz hâlime dönüyorum ya...&lt;br /&gt;Aynı durumdayız işte.&lt;br /&gt;Var, arada emin ol çok fark var.&lt;br /&gt;Pozitif tarafından bakmıyorum artık evet.&lt;br /&gt;Tamamen bitip bitmediğini görmek için çabalıyorum, hatta bitmemesi için çabalıyorum işte.&lt;br /&gt;Eğer düzelecekse hayatımdaki en büyük hatayı yapabilecek olmaktan korktuğum için bekliyorum sadece...&lt;br /&gt;Zamana bıraktım şimdilik.&lt;br /&gt;Fakat beni bağlayan son şey de koparsa...&lt;br /&gt;Koparmamaya çalış. Hatta seni bağlayan şeyin son şey olmamasına çalış.&lt;br /&gt;Zaten ben koparmıyorum, O koparıyor.&lt;br /&gt;Yalvardım, özür diledim, her türlü hatamı kabul ettim.&lt;br /&gt;Güçlü gibi görünen kimliğimin arkasındaki henüz güçlenen kişiliğimi gösterdim ona herşeyimle.&lt;br /&gt;Üstelik benim bile olmayan bir hatayı kabul ettim.&lt;br /&gt;Sana biraz önce iki hafta önce mutlu olduğumu söylemiştim.&lt;br /&gt;Sence ne olabilir o?&lt;br /&gt;Sadece onun hassas noktasına basmıştım düzeltilemez miydi ?... Neden bu kadar tepki verdi?&lt;br /&gt;Bu onun sorunu.&lt;br /&gt;Çözülemez ise benim sorunum olacak hatta en büyüğü.&lt;br /&gt;O Mutluluktu ama ben onu anımsamak değil ona tekrar sahip olmak istiyorum şu an burada dikiliyorsam da acımı arttıran umut yüzünden dikiliyorum.&lt;br /&gt;Umut hep acı arttırır.&lt;br /&gt;Orası doğru.&lt;br /&gt;E diyelim ki olmadı.&lt;br /&gt;İstediğin olmadı.&lt;br /&gt;O zaman ne olacak?&lt;br /&gt;Bitecek sanırım.&lt;br /&gt;Aklıma daha fazla sahip çıkamazsam bitecek.&lt;br /&gt;Herşeyimle biteceğim.&lt;br /&gt;Bir başka "o" düşünmüyorsun herhalde.&lt;br /&gt;Hayır Nedenini söyleyim..&lt;br /&gt;Hayatında karşına hiç sendeki boşlukları kusursuzca dolduran, sendeki dolu yerlerin çok daha iyisine sahip olan bir kopyan çıktı mı ?&lt;br /&gt;Üstelik seni anlıyor ve dinliyordu da...&lt;br /&gt;Seni ilk defa diğerleri gibi kullanmıyordu.&lt;br /&gt;Ve sen öncekileri gerçekten bile sayamayarak "ilk"'ine eriştiğini düşünüyordun.&lt;br /&gt;Abartı değil, sadece gerçekten gördüğüm şeyler..&lt;br /&gt;Bir sür şey yazacaktım ama beceremedim. Kısaca çıkmadı.&lt;br /&gt;Abartıdan nefret ederim.&lt;br /&gt;Sonra kendi ellerin ile farketmeden parçaladın.&lt;br /&gt;Düzeltmek isterken tekrar parçaladın.&lt;br /&gt;Zaman ilacı olur mu diye düşünüyorum şimdi de...&lt;br /&gt;Zihnimde kocaman bir yerde O'nu düşünüyorum.&lt;br /&gt;Şu an yaşıyorsam da sadece Zaman ile eskisine dönecek mi diye düşündüğüm için yaşıyorum ama.&lt;br /&gt;Biraz zaman, biraz özveri biraz da çaba. Bilmiyorum ama bu şekilde yaparsan sonuç hoş olabilir.&lt;br /&gt;Aslında cevabı da biliyorum... Hiçbir ilişki zamanla eskisi gibi olmadı...&lt;br /&gt;Off bu da olmayacak biliyorum.&lt;br /&gt;Hiç bir şey eskisi gibi olamaz ki.&lt;br /&gt;Eskisinden daha kötü olur. Veya eskisinden daha iyi olur.&lt;br /&gt;İyi olmayacak işte.&lt;br /&gt;Ben o sınırı geçtim ve birşeyin farkında değildim.&lt;br /&gt;Sınır ben geçtikçe arkamdan geliyordu.&lt;br /&gt;Ohoo! Sen nereden biliyorsun iyi olmayacağını?&lt;br /&gt;Ve o sınır şu an olması gerekenden çok uzakta...&lt;br /&gt;Sorun tamamiyle şu aslında. Ben kendimi o kadar yanlış tanıttım ki ona, korkarak ya da şaşırarak yaptığım bazı hareketler ile olmadığım kişi olduğumu o kadar düşündürdüm ki düşüncelerinin değişebileceğine inanmıyorum artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biten Düşünceler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhaba.&lt;br /&gt;Yanına bir yere oturabilir miyim?&lt;br /&gt;Buyur. Teşekkür ederim.&lt;br /&gt;Eğer soracaksan,&lt;br /&gt;Berbat bir haldeyim&lt;br /&gt;Hayır, sormayı düşünmüyorum.&lt;br /&gt;Sorasım yok.&lt;br /&gt;Soracaksan da sormayacaksan da ben de berbat bir hâldeyim.&lt;br /&gt;Yaşasın berbat bir haldeyiz!&lt;br /&gt;O yüzden yanına oturmak istedim.&lt;br /&gt;Ya ciddi soruyorum şimdi.&lt;br /&gt;Hiç bırakıp gitmeyi istemedin mi ?&lt;br /&gt;Ne bileyim eziyete daha fazla katlanmaktansa...&lt;br /&gt;Sıkıcı geliyor böyle...&lt;br /&gt;Ben de hayatımı sonlandırmak istiyorum. Ama farklı bir şekilde benimkisi.&lt;br /&gt;Ben değişmek istiyorum. Yok tam şu an bitsin istiyorum. Değişmek falan istemiyorum, bu benim kimliğim...&lt;br /&gt;Sadece daha fazla yanlış anlaşılmamak istiyorum.&lt;br /&gt;Pardon, değişmek derken etrafımı değiştirmek. Nasıl desem. Başka bir ortam.&lt;br /&gt;Başka uğraşılar. Belki o şekilde.&lt;br /&gt;Tamam işte, tamamen yeniden başlamak... Önce bitirmek hiç fena seçim değil.&lt;br /&gt;Fena.&lt;br /&gt;Neden ? İstediğin şeyi vermiyor mu sonuçta ?&lt;br /&gt;Hayır.&lt;br /&gt;Ben yaşamayı seviyorum. Ama kötü bir şekilde yaşamayı sevmiyorum.&lt;br /&gt;Tamam aynı şeyleri söylüyoruz. Yeni bir yaşam verecek o son sana. Kötü şekilde yaşamaya devam etmeyeceksin en azından...&lt;br /&gt;Yeni yaşam vereceğini nereden biliyorsun? Yeni yaşamın daha güzel olacağını nereden biliyorsun?&lt;br /&gt;Eskisinin güzel olmadığını biliyorum en azından. Riske girmeye değmez mi ?&lt;br /&gt;Hem yaşam vermese daha iyi değil mi ? Dedim ya yaşamayı seviyorum.&lt;br /&gt;Benden daha, .çok daha kötü durumda olanlar da vardır, eminim.&lt;br /&gt;Ama ben yeni ve güzel bir hayat istiyorum.&lt;br /&gt;Zor mu o kadar? Zor değildir de...&lt;br /&gt;Sanırım zorlaştırılıyor.&lt;br /&gt;Evet.&lt;br /&gt;Galiba ağlayacağım.&lt;br /&gt;Göz yaşları birşeyleri değiştirseydi şu an mutlu olması gereken herkes mutlu olurdu...&lt;br /&gt;İçini boşaltmak istiyorsan pek tabi ki ağlamalısın.&lt;br /&gt;İsteyerek göz yaşı dökülmez ki zaten.&lt;br /&gt;İstem dışı.&lt;br /&gt;Birden bulunduğun durumun farkına iyice varıyorsun.&lt;br /&gt;Bunu hepimiz yapıyoruz, en güçlü görünenimizden en güçsüz olanımıza kadar...&lt;br /&gt;Hakettik mi acaba ?&lt;br /&gt;Belki.&lt;br /&gt;Bilemiyorum.&lt;br /&gt;Böyle bir yarayı almayı hakettik mi ?&lt;br /&gt;Ya gerçekten de ben hatalı değilsem ?&lt;br /&gt;Ya da hatam o kadar büyük değilse ?&lt;br /&gt;Ya da sadece başka bir insanın kıskacına kendimi çok rahat bıraktığım için ikiye ayrıldıysam bedenimin ortasından...&lt;br /&gt;Hatam sadece ölesiye sevmekse ?&lt;br /&gt;O zaman sen de hatalısın.&lt;br /&gt;Sevmek zaten en büyük hatalardan biridir.&lt;br /&gt;Kimseyi sevmemelisin.&lt;br /&gt;Sevdikçe daha da kötü oluyor.&lt;br /&gt;Güzeldi ama, beni sevdiğini düşünmüştüm oysa ki...&lt;br /&gt;Belki sevmemiştir. Nereden biliyorsun?&lt;br /&gt;Belki sırf vakit geçirmeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;Belki seni kandırmaktan zevk almıştır.&lt;br /&gt;Hayır hayır, sevmişti eminim... Gözlerimin içine diğerleri gibi bakmıyordu, gerçekten de seviyordu.&lt;br /&gt;Yine saflığıma mı yenildim yoksa...&lt;br /&gt;Seviyorsa daha ne?&lt;br /&gt;Sevilebiliyorsan ne sorunun var senin?&lt;br /&gt;Sevilebiliyorsun, buna şükret ve devam et.&lt;br /&gt;Beni gerçekten seven tek kişiydi...&lt;br /&gt;Daha önce böyle olmamıştı...&lt;br /&gt;Bundan sonra da böyle olabileceğini sanmıyorum. Beni gerçekten seven bir kişi bile olmadı.&lt;br /&gt;Beterin beteri vardır derler... Ve olmayacak.&lt;br /&gt;Evet, beterin beteri var.&lt;br /&gt;Buna emin olamazsın; belki gerçekten sevilmemişimdir, belki sadece kandırılmışımdır, belki gerçekten sevip yaptığım hatalarla sonunu getirmişimdir, belki de gerçekten sevmiş-sevilmiş fakat yaptığım hatalar yüzünden değil de başka birşey yüzünden sonu gelmiştir...&lt;br /&gt;İnsan zihnini okuyamıyorum sonuçta...&lt;br /&gt;Okuyamıyorsan nereden biliyorsun onun da seni sevdiğini?&lt;br /&gt;Kusura bakma, galiba acına tuz döküyorum.&lt;br /&gt;Kendi acılarımdan başkasına bulaştırmaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;Beni sevdiğine inanmak istiyorum işte, geçen şeyler yalan olamaz...&lt;br /&gt;Belki de yalandır, belki de değildir...&lt;br /&gt;Belki de henüz bunlara alışık olmadığımdan böyle geliyordur...&lt;br /&gt;Zihnime o kadar çok düşünce doluşuyor ki...&lt;br /&gt;İşte o düşünceler yüzünden bu noktaya geldim ya.&lt;br /&gt;O düşünceler sorunlarımı yüzüme çarpmasa şu an mutlu birisi olurdum.&lt;br /&gt;Belki de beyinsiz olmaktır mutluluğun yolu?&lt;br /&gt;Aptal ama mutlu olmak...&lt;br /&gt;Çekici geliyor aslında...&lt;br /&gt;Ama o zaman da hayatın anlamı kalmıyor.&lt;br /&gt;Hayatın anlamı olunca da acı oluyor.&lt;br /&gt;Denklemi kurmak pek zor olmasa gerek aslında..&lt;br /&gt;Hayatın anlamı mı?&lt;br /&gt;Sen zaten son istemiyor musun?&lt;br /&gt;Hayatın anlamı senin neyine?&lt;br /&gt;Sonu istediğim söylenemez aslında.&lt;br /&gt;Sadece arzuluyorum.&lt;br /&gt;Yoksa şu an bile getirebilirim, pek uzak değilim.&lt;br /&gt;Ah, acısız ve ağrısız bir sonu ben de arzuluyorum. Ama biliyorum ki o son bir başlangıç olacak.&lt;br /&gt;Ve o başlangıç acı ile dolu olacak. Buna EMİNİM.&lt;br /&gt;Bütün kapılar "Acı" ya çıktığı sürece "Mutluluğu" nasıl isteyebiliriz peki ?&lt;br /&gt;Sanırım isteymeyiz.&lt;br /&gt;Dedim ya bütün kapılar acıya çıkmıyor.&lt;br /&gt;Mutluluğa çıkanlar için çok çaba harcamam gerekiyor.&lt;br /&gt;Harcamıştım.&lt;br /&gt;Ve bildiğim kapılar çok çok çok zor.&lt;br /&gt;Sonunda yine "ACI" ya çıktı.&lt;br /&gt;O zaman ne yapalım? Ölüm mü?&lt;br /&gt;Hayır hayır, o son çare.&lt;br /&gt;Ama.. Başka çarem varmıydı ki zaten ? Hiç olmuş muydu ?&lt;br /&gt;Bilmiyorum. Ona ancak sen cevap verebilirsin.&lt;br /&gt;Şu an gelmiyor aklıma, belki de hiç yoktu... Belki de zihnimin bakmayı düşünmediğim köşesinde...&lt;br /&gt;Şu an bakmayı istemiyorsundur belki de. Aklım o kadar karışık ki nereye baksam O çıkıyor şimdilik.&lt;br /&gt;Zamanla toparlanınca farkederim sanırım.&lt;br /&gt;Belki ben de kafamı duvarlara vursam farkederim. Ya da hiç farketmem. Çıkış kapısını.&lt;br /&gt;Hem hepsi ayrı yerlerde hem de hepsi birbirine bağlı. Çok sorunum var ve ortak sonuç mutsuzluk.&lt;br /&gt;Biliyor musun sana yazdıklarımda genelde yalan söylüyordum.&lt;br /&gt;Mutluluğun o kadar kolay olmadığını ben de biliyorum.&lt;br /&gt;Kandırıyoruz birbirimizi, öyle ya da böyle...&lt;br /&gt;Hele ben...&lt;br /&gt;Herkesi.&lt;br /&gt;Amaç mutluluk olduğu sürece herşeyi yapabiliyoruz bazen.&lt;br /&gt;Olmadığım birisiymişim gibi davranarak kandırıyorum.&lt;br /&gt;Utanıyorum gerçeklerden.&lt;br /&gt;Yapılmamalı, ben bir kere kendi saf kişiliğimi. olduğundan çok çok daha alakasız kişilikle değiştirdim.&lt;br /&gt;Eğlenceliydi fakat...&lt;br /&gt;Eğlenceli derken kastım aslında özendiğim insanlara benzemenin getirdiği heyecandı.&lt;br /&gt;Yoksa her zaman kendim olurdum.&lt;br /&gt;Kendin olmak en iyisi.&lt;br /&gt;Aşk bir rüya sonuçta, bir şekilde uyanıyorsun.&lt;br /&gt;Herneyse.&lt;br /&gt;Sen kendine iyi bak.&lt;br /&gt;Ben çıkıyorum.&lt;br /&gt;Sanırım.&lt;br /&gt;Görüşürüz...&lt;br /&gt;Bu arada geçen gün 15 dakika içinde geleceğim deyip gelememiştim.&lt;br /&gt;Kusura bakma.&lt;br /&gt;Sorun değil.&lt;br /&gt;Tek sorun bu olsa keşke.&lt;br /&gt;Keşke...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-6743439194492249153?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/6743439194492249153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=6743439194492249153' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/6743439194492249153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/6743439194492249153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/keke.html' title='Keşke...'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/R4O7xQTQpNI/AAAAAAAAAB0/DYmWZ4cJe98/s72-c/moussette_aur16jul1_full.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-3318120722745321886</id><published>2008-01-08T19:57:00.001+02:00</published><updated>2008-01-08T19:57:46.423+02:00</updated><title type='text'>Yalnızım belki de...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/769/1871/1600/alone.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/769/1871/320/alone.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zaman sarıyor çevremi gözüme batan ufacık kum taneleri ile yavaş yavaş, birşeyler anlatmak ister gibi sanki. Uzun bir yoldayım; sonunu göremediğim, başını ise şimdiden kaybettiğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürüyorum sürekli, hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor ama ben her saniye bitmesini umut ediyorum. Sıkıcı geçiyor böyle sürekli yürümek, arkadaşlarım evet arkadaşlarım belki destek çıkıyor bana ama onlarla eğlenmek, eğlenerek yolu yürümek daha kolay geliyor, onca yolu yürümüş olmama rağmen hiç yorulmamış hiç kaybetmemiş gibi hissediyorum bir süre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gidiyorlar... Yine yolun uzunluğuna dikiliyor gözlerim. Belki yol üzerinden geçerken gördüğüm o üzerindeki işaretleri anlayamadığım tabelalar olmasa yerimde saydığımı düşüneceğim. Zaman ilerliyor, gün geliyor, kum taneleri bedenimi varlığın üzerinden kazımaya çalışırken geride kalan siluetimle devam etmeye çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçiyor... Arkadaşlarım geliyor yine, eğleniyoruz bu sefer yürümüyoruz. Olduğumuz yere oturuyoruz çünkü yol bitsin istemiyoruz fakat bu sefer de yol hareket etmeye başlıyor sanki bir zemin değil de yoklukmuş gibi hareket ediyor kayıp gidiyor varlığıma zarar vermeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol kendi gidiyor artık, ben istemesem de koparıyor. Bitiriyor herşeyi, herkesin içindeyim fakat kendimden başkasını hissedemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi bile hissedemiyorum; dokunmaya çalışıyorum kendime, parmaklarım ellerimin arasından boşluğa süzülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkuyorum; çığlık atıyorum var gücümle, nefesim kesilene başım nefessizlikten dönmeye başlayana kadar çığlık atıyorum.Sesim ? Sesim yok... Hayır var! Duyuyorum, ama... Ama onlar neden duymuyorlar ? Anlamıyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dokunmayı deniyorum... Tepki yok, oysa ki onlar benimle konuşuyorlar vermediğim cevapları alıyorlar sonra devam ediyorlar konuşmaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi oradalar, duruyorlar... Konuşuyorlar, eğleniyorlar, susuyorlar, birşeyler anlatıyorlar, birşeyleri dinliyorlar. Ben neden kendi bedenimde değilim? Neden onu görüyorum ? Neden olmam gereken yerde değilim ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes orada, ben bile oradayım fakat neden tek başımayım ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız mıyım ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yalnızım belki de...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-3318120722745321886?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/3318120722745321886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=3318120722745321886' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/3318120722745321886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/3318120722745321886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/yalnzm-belki-de.html' title='Yalnızım belki de...'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-9005006017979519862.post-7130344755280993347</id><published>2008-01-08T19:53:00.001+02:00</published><updated>2008-01-08T19:54:34.316+02:00</updated><title type='text'>Bilmiyorlar ki...</title><content type='html'>&lt;center&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/769/1871/1600/c33--the-death-eaters.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; clear: both; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/769/1871/320/c33--the-death-eaters.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorlar ki, hiçbirşey bilmiyorlar...&lt;br /&gt;Kendilerine verilen hayatın sadece onların isteği doğrultusu ile süregelmediğini, yaşadığı yerdeki yüzbinlerce insanın da hayatlarını sürdürdüğünü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorlar ki, hiçbirşey bilmiyorlar...&lt;br /&gt;Herşeyin onların kontrolünde olmadığını, insanların ne halde olduklarını göremiyorlar. Bir gün kendi benliklerinde yaşayamıyorlar, anlamıyorlar bir türlü anlayamıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamıyorlar ki, hiçbirşey anlamıyorlar...&lt;br /&gt;Tek amaçları kendileri, başka hiçbir amaçları yok bu dünyada. Sadece istedikleri olsun istiyorlar. Herşeyden bir beklenti içerisindeler, herşey onları tatmin etmek için olsun diye uğraşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlamıyorlar ki, hiçbirşey anlamıyorlar...&lt;br /&gt;Bitmemiş mutluluklarının farkında değiller, sadece yanlış tarafa bakıyorlar. Etraflarına baksalar neler göreceklerini, gördüklerinin getireceklerini, hayatlarını bir türlü anlamıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmüyorlar ki, hiçbirşey görmüyorlar...&lt;br /&gt;Henüz hiçbirşey görmüş değiller, o küçük iğne yaralarını acı sanıyorlar... Görmüyorlar ki acıyı, hiç yaşamamışlar ki. Sadece kendilerini kandırıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmüyorlar ki, hiçbirşey görmüyorlar...&lt;br /&gt;Kendilerine göre cehennemi yaşıyorlar yaşıyorlar ama farkında değiller ki beyaz cennetlerde doğup büyümüşler, en küçük bir acı ızdırap gibi geliyor onlara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkında değiller ki, hiçbirşeyin farkında değiller...&lt;br /&gt;Acıttıkları insanların, acıttıkları insanların duygularına yaptıkları şeyden habersizler... Verdikleri acıyı bilmiyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkında değiller ki, hiçbirşeyin farkında değiller...&lt;br /&gt;Yokettikleri şeylerin farkında değiller, düşünüyorlar ki "böyle olmalıymış"... Farkında değiller bir kere bile öyle olması gerekmedi aslında... Sadece onlar öyle sanıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LANET OLSUN!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere etraflarına bakmadılar ki, bir kere insanları düşünmediler ki, bir kere anlamadılar ki, bir kere görmediler ki, LANET OLASICA HAYATLARINDA bir kere etrafında olup bitenlerin farkına varmadılar ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra da yapmayacaklar, hep en iyisini bekleyecekler, hep tatmin isteyecekler, hep anlayış bekleyip, hep tanrıyı oynayacaklar hayatlarında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilecekler, bilecekler fakat bildikleri geçmişi kurtarmayacak....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlayacaklar, anlayacaklar fakat çok geç olacak artık ellerinden birşey gelmeyecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görecekler, görecekler fakat tek gördükleri insan bedenlerinde bıraktıkları o çıkmayan siyah lekeler olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkına varacaklar, farkına varacaklar fakat getirdikleri sonun farkına varamadan yok olacaklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O hayatı tekrar isteyecekler sonra, tekrar yaşayıp düzeltmek için hatalarını... Alamayacaklar... Bıraktıkları acılar, parçaladıkları bedenler, döktükleri siyah kanlar onların olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra tekrar aynı hataları yapacaklar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9005006017979519862-7130344755280993347?l=ruyagunlukleri.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/feeds/7130344755280993347/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=9005006017979519862&amp;postID=7130344755280993347' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/7130344755280993347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/9005006017979519862/posts/default/7130344755280993347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ruyagunlukleri.blogspot.com/2008/01/bilmiyorlar-ki.html' title='Bilmiyorlar ki...'/><author><name>Diabolic</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_VAOnL4wH14Q/StumBCQY4VI/AAAAAAAAANo/P1qx0tfX230/S220/white.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
